Randevu
0216 449 09 41 
Fizik Tedavi Rehabilitasyon & Klinik Nörofizyoloji Uzmanı

Makalelerim

Omuzda Tendon Sıkışması (Omuz Impingement sendromu)

Omuz ağrısı klinik pratikte sıkça karşılaşılan durumlardan biridir. Omzu ağrısının bir çok sebebi olabilir. Omuz ağrıları omuz eklem yapılarından kaynaklanabileceği gibi boyun omurgası probleminden (kireçlenme, fıtık) yada omzu çevresi kaslardan kaynaklanabilir. Bu yüzden omuz ağrısının ayırıcı tanısına dikkat edilmesi gerekir.

 

omuztendon1

Bu gün bahsedeceğimiz omuzda tendon sıkışması tıptaki adıyla sıkışma sendromuna (impingement sendromu) bağlı ağrılar omuz ağrısının en sık nedenidir. Burada problem omuz ekleminin kendisindedir. Bu sendromda en önemli şikayet omuz ağrısıdır. Ağrı değişik paternlerde olabilirse de özellikle omuz eklemi ve kolda hissedilir. Diğer önemli bir şikayet ise omuz ekleminde hareket kısıtlanmasıdır. Bu hareket kısıtlaması omuzu içe çevirip kolu belden sırta atma hareketinde, önden ve yandan kaldırma hareketinde belirgindir. Genellikle hareketlerin son 20-30 derecesi kısıtlı ve ağrılıdır. Ağrı, günler haftalar hatta tedavi edilmezse aylarca sürebilir. Gece uyandıran ağrılar tipiktir.

Bu sendromun tanısı aslında klinik muayene ile konulabilir. Bununla beraber omuz ağrısı yapan benzer durumları ayırmak için genellikle MR incelemesi gerekir. MR’a giremeyen hastalarda röntgen ve ultrason yardımı ile de tanı konabilir. Bu sendromun tanısını koymak kolay olsa da tedavisi her zaman kolay olmayabilir ve uzun sürebilir. Sıkışma sendromunun bir çok sebebi olabilir. Bu yüzden tedavi bu duruma yol açan bir sebep varsa önce onun kaldırılmasına yönelik olmalıdır.

Bu rahatsızlığa sebep olan faktörlerin başında omzun uygun olmayan bir biçimde aşırı kullanılması gelmektedir. Ülkemizde özellikle titiz ve hamarat ev hanımlarında sık görülmektedir. Cam silmek, aşırı örgü örmek vb ev aktiviteleri olayı tetikleyebilir. Bazı sporları yapanlarda da sık görülür. Yüzücüler, voleybolcular gibi omuzlarını yukarı kaldırarak spor yapanlarda çok daha sık görülür. Sıkışma sendromunun bir kısmında yapısal olarak omuz ekleminin dar olmasından kaynaklanır. Bu durum erken yaşlarda bulgu vermese de zamanla postürün bozulması, sırtın kamburlaşması, omuzların öne gelmesi nedeni ile tendon sıkışmaya başlar. Bazen net bir sebep tespit edilemez.

omuztendon2Sebep ne olursa olsun sıkışan sendromunda tedavi prensipleri değişmez. Öncelikle kol kısmen istirahate alınmalıdır. Bu istirahat bir kısım klinisyenin yaptığı gibi omuz askısı vermek demek değildir. Çünkü uzun süreli omuz askısı kullanmak donuk omuz gelişimine sebep olabilir. Omzun kolun başın üzerine kaldırılarak yapılan aktiviteleri 3 ay kadar kısıtlanmalıdır. Bu geceyi de kapsar. Örneğim kolların baş seviyesini geçecek şekilde yastığa sarılarak yatılması da sakıncalıdır. Omuzdan iğne tedavileri genelde başarılıdır. Çok ağrılı vakalarda ağrıyı bir an önce geçirmek için omuzdan kortizon ve lokal anestezik karışımı yapılabilir. Bu enjeksiyon mutlaka ultrason görüntüleme ile yapılmalıdır. Aksi takdirde %50 oranında etkisiz olur. Ağrının hafif olduğu yada diğer tedavilerin başarısız olduğu durumlarda PRP (Platelet rich plasma- Torombsitten zengi plazma) enjeksiyonu en uygun seçenektir. Özellikte tendonda küçük yırtıklar varsa PRP son derece etkilidir. Genelde 1 ay ara ile 2 kez uygulanır. Diğer tedavi alternatifi de fizik tedavidir. Genelde 15 seanslık uygulama yeterli olacaktır. Ama bazı vakalar fizik tedaviye cevap vermeyebilir. Fizik tedavi ve diğer enjeksiyon tedavileri özellikle ağrılar azaldıktan sonra mutlaka egzersizle desteklenmeli ve omzun zayıf kasları güçlendirilmelidir. Burada önemli noktalardan biri tendon sıkışmasını artırabilecek omuzu yukarı kadar kaldırılarak yapılan egzersizlerin verilmemesidir. Omuzu bu yönde aşırı zorlamak tendon yırtılmalarına ve donuk omuz gelişmesine neden olabilir. Omuzların öne gelmesine sebep olan kamburluk varsa mutlaka düzeltilmelidir. Aksi takdirde şikayetler bir süre sonra tekrarlar ve kronikleşir.

Tüm tedavilere rağmen şikayetler düzelmemişse cerrahi müdahale gereklidir. Cerrah müdahale artroskopik olarak kapalı sistemle yapılır ve devamında mutlaka fizik tedavi yapılmalıdır. Aksi takdirde cerrahi müdahalenin başarı oranı belirgin düşer.

Kısaca omzu tendon sıkışması omuz ağrısının en sık sebebi olup tedavisinde omuz istirahati, fizik tedavi ve egzersiz, omuzdan kortizon veya PRP enjeksiyonları ile yapılır. Uygun tedavi edilmezse donuk omuza gidebilir tendonlarda yırtıklara sebep olabilir. Cerrahi ilk seçenek olmayıp diğer tedavilere yanıtsız vakalarda uygulanmalıdır.

Pilates Nedir?

Pilates, Joseph Pilates tarafından kasları güçlendirmek, esnekliği arttırmak ve vücudun genel sağlığını iyileştirmek amacıyla geliştirilmiş bir egzersiz sistemidir. Egzersizler minder üzerinde ya da özel olarak dizayn edilmiş aletlerle yapılır. Pilates konsantrasyon, kontrol, merkezleme, akıcı hareket, kesinlik ve nefes prensiplerini kullanır. Pilatesde kaslar hem statik hem de dinamik olarak çalıştırılır. Bu sayede bir yandan kas kuvveti diğer yandan omurga stabilitesi arttırılır.

pilates1

Klinik Pilates

Bel boyun fıtığı, myofasial ağrılar gibi kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarında akut dönem geçtikten sonra bir daha aynı sorunla karşılaşılmaması için uygulanır. Var olan duruş bozukluklarını gidermeyi ve omurgayı destekleyen kasları güçlendirmeyi amaçlayan klinik pilates egzersizleri bu konuda eğitimli fizyoterapistler tarafında yaptırılır. Egzersizler haftada 3-4 kez uygulanır. Egzersiz süresi hastanın durumuna göre 45- 60 dakikadır.

Klinik Pilates ile;

* Zayıf olan kasların gücü artar

* Kısa kaslar uzar ve esneklikleri artar

* Sağlıklı vücut postürü için omurgayı destekleyen derin kaslar kuvvetlenir

* Omurganın duruş bozuklukları düzelir

* Bel ve boyun fıtıklarının tekrarlaması önlenir

* Stres azalır

* Kilo verilir

Hamilelik Egzersizleri

Hamilelik, kadın vücudunda öncelikle hormonal ve devamında kaçınılmaz fiziksel değişikliklere yol açan bir süreçtir. Bu değişimler sonucunda gerek hamilelikte gerek loğusalıkda kadın vücudunda bir çok kas iskelet sistemi problemi ortaya çıkar. Bunların başında alınan kilolar ve eklemleri tutan bağlardaki gevşemeler, omurgada kifoz (kamburluk), lordoz artışı (bel çukurunun artması), karın kaslarında belirgin güçsüzlük gelmektedir.

Pilates hamilelik öncesi postürü (duruşu) korumak ve hamilelik sonrası eski haline getirmek için yapılabilecek en güvenli ve en etkin egzersiz sistemidir.

Pilates hamilelik sırasında;

* Omurganın normal duruşunu (postürü) korur

* Bel ve sırt ağrılarını önler

* Doğru nefes alma teknikleri ile gevşemeyi sağlar

* Kasları kuvvetli tutarak normal doğumu kolaylaştırır

* Doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır

* Hamilelikte ortaya çıkabilecek idrar kaçırma şikayetini giderir

Pilates hamilelik sonrasında;

* Karın kaslarını kuvvetlendirerek artmış olan bel çukurluğunu ve kamburluğu azaltır

* Loğusalık dönemindeki çocukla ilgili aşırı aktiviteye bağlı olabilecek bel ve sırt ağrılarını önler

* Bel boyun fıtığı gelişmesini önler

* Annenin normal fiziksel performansa ulaşmasını çabuklaştırır

* Doğum sonrası seksüel disfonksiyonu önler

Pilatese gebeliği 15-20. haftasında başlanır. Normal doğumlarda doğumdan bir kaç gün sonra, sezeryanlı doğumlarda ise 6 hafta sonra başlanabilir.

pilates2

KARPAL TÜNEL SENDROMU NEDİR ? NASIL TANI KONUR ? NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

Karpal tünel sendromu el içindeki bazı kasları çalıştırma ve el parmaklarının duyusunu taşıyan median sinirin elin bilek seviyesinde sıkışması sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Median sinir el bileğine alt kısmı bilek kemiklerinden üstü bağ dokusundan oluşmuş karpal tünel adı verilen bir anotomik yapının içinden girer. Sinir bu yapı içinde çeşitli nedenlerle sıkışabilir. Bu durumda ortaya karpal tünel sendromu dediğimiz durum ortay çıkar.

Karpal tünel sendromunun sebepleri nelerdir?

karpalPrimer dediğimiz karpal tünel sendromunda özel bir sebep yoktur. Hastalık bileğini aşırı kullanan insanlarda daha sık ortaya çıkar (aşçı, titiz ev hanımı, yoğun klavye-cep telefonu kullanımı, aşırı el örgüsü yapanlar vb). Ayrıca yuvarlak bileklilerde ve kadınlarda çok daha sıkdır. Sekonder dediğimiz tipte altta yatan başka hastalıklar vardır. Diyabet, hipotiroidi, romatoid artrit sık karşılaşılan sebeplerdir. Primer yada sekonder olsun ortaya çıkan şikayetler benzerdir.

Karpal tünel sendromunda şikayetler nelerdir?

Hastaların sık şikayeti ellerde uyuşmadır. Median sinir ilk 4 parmağın duyusunu taşıdığı için hasta serçe parmak hariç tüm parmaklarda uyuşma hisseder. Bu uyuşmaya karıncalanma, yanma, iğnelenme ve ağrı gibi bulgular eşlik edebilir. Uyuşma başlangıçta sabahları tipiktir. Hasta uykudan uyuşma ve elinde ağrı ile uyanabilir ve elini biraz sallayıp hareket ettirdiğinde şikayetler düzelir. Hastalık ilerledikçe uyuşmalar gündüze de sarkmaya başlar. Hasta gazete okumak gibi bir aktivite sırasında bile ellerinde uyuşmalar hissedebilir. Çok ileri aşamalarda eller de hissizlik artar ve başparmakta güçsüzlük ortaya çıkar. Başparmağı yukarı kaldıran ana kası incelerek geri dönüşümsüz hasar ortaya çıkar (resim). Hastanın el becerileri azalır ve eşyaları elinden düşürmeye başlar.

Karpal tünel sendromu tanısı nasıl konur?

Karpal tünel sendromunun tanısı elektromiyografi (EMG) denilen bir testle konabilir. Bu test EMG cihazı ile 5-10 dakika içinde kolayca yapılan bir testdir. karpal2Karpal tünel sendromunun şikayetlerini taklit eden çok sayıda hastalık olup EMG testi olmadan karpal tünel sendromu tanısı konulamaz. Bazı kliniklerde EMG iletim çalışmaları teknisyenler tarafında yapılsada doğrusu testin tamamının bu konuda özel eğitim almış doktor tarafından yapılmasıdır.

Karpal tünel sendromunun tedavisi nedir?

Karpal tünel sendromunda hafif ve orta düzey rahatsızlığı olanlarda tedavi konservatifdir. Ağrı vakalarda ise tedavi cerrahidir. Hafif ve orta vakalarda en önemli noktalarda biri hasta bir şekilde aşırı bilek hareketi yapıyorsa bu kısıtlanmalıdır. Hastaya geceleri bileğine takması için bileklik verilir. Hasta bunu en az 45 gün süreyle takmalıdır. El bileğinden fizik tedavi uygulamaları kısmen işe yarar. Önemli tedavi seçeneklerinden biride özellikle orta düzey vakalarda bilekten kortizon enjeksiyonudur. El istirahati, bileklik, fizik tedavi ve kortizon enjeksiyonu karpal tünel sendromunun konservatif tedavisini oluşturur. Bu tedaviye yanıt alınamayan vakalarda ve ileri vakalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.

PRP Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

PRP (platelete rich plasma- trombositten zengin plasma) yöntemi hastanın kendi kanının alınıp trombosit hücrelerinin konsantre edilerek tedavi amaçlı kullanılmasıdır. PRP özellikle diz kireçlenmesi başta olmak üzere kalça ve tüm eklem kireçlenmelerinde, omuz tendon yırtıklarında, ayak bileği ve diğer eklemlerdeki lokal kıkırdak zedelenmelerinde, bağ ve tendon zedelenmelerinde, tendinit, bursit, medial ve lateral epikondilit (golfçü

prpmakale1

 

 dirseği, tenisçi dirseği) gibi yumuşak doku romatizmalarında kullanılmaktadır. Ayrıca estetik kliniklerinde yüz gençleştirme ve saç dökülmesi içinde sıkça kullanılmaktadır.

PRP yoğun kullanılmasına rağmen bazı konuların üzerinde yeterince durulmamaktadır. Kendi klinik pratiğimde “hocam dizlerime PRP yaptırdım ama hiç işe yaramadı” cümlesini çok sık duyuyorum. Bu durumun bir çok sebebi olabilir. Birincisi PRP hazırlama kitleri. PRP’nin hazırlanabilmesi yani PRP sısıvısında istediğimiz oranda trombosit hücresi bulunması kullanılan kite ve bu kite özel optimal santrifüj cihazına bağlıdır. Kullanılan kit yetersiz olabilir. Nitekim son bir yıldır sağlık bakanlığı denetimleri yapılıyor ve piyasadaki bir çok PRP kiti sağlık bakanlığı tarafından onaylanmadı. Şu anda kullanılan ve onay alan kitlerin büyük kısmı yabancı menşeli olup USD ve Euro ile fiyatlandırıldıklarından maliyetleri yüksek. Hastaların bazen kit fiyatlarından bile daha ucuz rakamlara PRP yaptırdıklarını işitiyorum. Maalesef o yapılanların PRP olmadığını söyleyebilirim. Ayrıca denetlemeye tabi tutulmayan önemli bir nokta da kite özel santrifüj cihazı kullanılması hususudur. Santrifüj cihazı kullanılan kite özel değilse hazırlanan PRP yeterli tedavi etkinliğine sahip olmayacaktır.

           prpmakale2                   prpmakale3

PRP tedavisinin etkinliğini direk olarak etkileyen diğer bir faktör PRP’nin uygulanma yöntemidir. PRP ne kadar ideal şekilde hazırlansa da doğru yere yapılmadığı sürece etkisiz olacaktır. 5-10 yıl öncesine kadar lokal enjeksiynlar herhangi bir yardımcı cihaz kullanılmadan yapılıyordu. Ama artık en basit enjeksiyonlarda bile mutlaka ultrason görüntüleme kullanıyoruz. Ultrason rehberliğinde enjeksiyon %90-95’e yaklaşan oranlarda doğru noktaya yapılabilmektedir. Aksi takdirde bu oran %50’lerde kalmaktadır.

 

Bir diğer önemli konu ise PRP uygulanacak hasta seçimidir. PRP hafif ve orta düzeyde kireçlenme vakaları için ideal bir tedavidir. Ağır vakalarda ancak başka bir tedavi opsiyonu yoksa düşünülebilir. Klinik pratiğimde, çok ağır düzeyde kireçlenmesi olduğu halde PRP tedavisi ile düzelebileceğini düşünen hastalar ile karşılaşıyorum. Maalesef bu hastalar için ameliyat dışında bir opsiyon yoktur. Ameliyat olamayacak vakalarda bazen kortizon enjeksiyonu denenebilir.

prpmakale4

Uygun bir hastaya, ideal bir kit ile hazırlanmış , ultrason yardımı ile doğru noktaya yapılmış bir PRP enjeksiyonunun etkili olamaması, hasta yada hastalık kaynaklı bazı özel durumlar olmadığı sürece pek olası değildir. PRP tedavisi mutlaka egzersiz gibi koruyucu-yardımcı önlemlerle desteklenmelidir. Bu sayede PRP tedavisi ile uzun dönem iyilik sağlanabilir.

 

Cerrahisiz Skolyoz Tedavisi

Skolyoz omurganın sağ sol planda 10 dereceden fazla eğilmesidir. Bu eğrilmeye aynı zamanda omurlarda dönme de (rotasyon) eşlik eder. Bazen buna kifoz (kamburluk) ve lordoz( bel çukurunun artması) eklenebilir. Yani skolyoz üç planda normalden sapma ile ortaya çıkar. Bu sapma tek bir omurga segmentinde olabileceği gibi, birden fazla omurga bölümünü de etkileyebilir.

Skolyozun tedavisinde en önemli belirleyici unsur skolyozun tanısı konduğunda hastanın o anki yaşıdır. Erken başlayan skolyozlar daha ciddi seyreder. Yani 9 yaşında bir kız çocuğunda tespit edilen 12 derecelik bir skolyoz ile 60 yaşındaki bir hastada tespit edilen aynı açılı skolyozun seyri ve ciddiyeti arasında çok fark olacaktır. Skolyoz ne kadar erken başlamışsa, tanı konduğunda eğrilik ne kadar fazla ise, omurlardaki torsiyon açısı ne kadar yüksekse, eğrilik ne kadar çok omurga bölümünü etkilemişse (bel, sırt, boyun) o kadar ciddi seyreder.

Eğer skolyoz ergenlikten önce tespit edilmişse korse tedavileri ve egzersiz tedavisi en uygun yaklaşımdır. Skolyozda kullanılan korseler hastanın eğriliğini en iyi şekilde düzeltmek üzere ölçülendirilmiş kişiye özel olarak yapılan korselerdir. Düzgün kullanıldığında son derece etkin olabilirsede korseyi devamlı ve uzun süreli kullanmanın zorluğu hastaları fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz etikilemektedir. Egzersiz bu dönemde son derece yararlıdır. Ama çocuk hastalarda egzersize uyum bazen zor olabilmektedir.

Ergenlik sonrasında korselemenin tedavide yeri yoktur. Bu dönemde en önemli tedavi silahımız ergenlik öncesinde olduğu gibi skolyoz egzersizleridir. Bir çok farklı egzersiz programı olmasına rağmen bu konuda etkinliği ispatlanmış en iyi egzersiz programlarından biri kendisi de bir skolyoz hastası olan Katherina Schroth tarafından geliştirilmiş üç boyutlu egzersiz programıdır. Bu program, hastanın omurgasını doğru pozisyonlayarak ve kişinin skolyozuna özel nefes egzersizleri eşliğinde gerçekleştirilir. Kişiye ayna karşısında duruş eğitimleri verilerek bu düzgünlüğü günlük yaşamında nasıl devam ettireceği öğretilir. Günlük yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, kifoz ve lordoz gibi ek omurga bozukluklarının düzeltilmesi, mobilizasyon teknikleri (fizyoterapist tarafından elle uygulanan özel bir egzersiz tekniği) ve kuvvetlendirme egzersizleri bu tekniğin temel parçalarıdır. Yine skolyoza özel klinik pilates ile modifiye edilmiş özel egzersiz programları da son derece etkin bir şekilde kullanılmaktadır.

Kullanılacak egzersiz programı seçiminde hastanın yaşı, fiziksel durumu, eğriliğin derecesi önemlidir.

Genel olarak bu egzersizler hastalara haftada 3 günlük, 15 seanslık bir program ile çok iyi bir şekilde öğretilir. Devamında hasta bu egzersizleri kendi yapmaya devam eder. Hasta 6 ay aralıklarla görülerek egzersizlerde gerekli düzenlemeler yapılır. Bu yöntemler ile özellikle hasta uyumu iyi olduğunda geleneksel skolyoz egzersizlerine göre çok daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir. ,

İdrar Kaçırma Kader Değildir

İdrar kaçırma tıpdaki adıyla üriner inkontinans özellikle yaşlı popülasyonda ve bayanlarda çok sık karşılaşılan bir şikayetdir. Kadınlarda ileri yaş, mesanenin enfeksiyonları (sistit), çok sayıda doğum yada zor doğumlarda kas yırtılmaları, menapoz sonrası rahim sarkmaları, rahim ve diğer genital organlardan geçirilen operasyonlar idrar kaçrımanın en sık nedenleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Erkeklerde ise geçirilen prostat ve mesane operasyonları idrar kaçırma şikayetine sebep olabilmektedir. Ayrıca beyin, omurilik felçleri, Alzheimer ve demans, şeker hastalığı, obezite, KOAH, sinir sitemine etkili ilaçlar, tansiyon ilaçları her iki cinsde idrar kaçırmaya sebep olabilmektedir.

İdrar kaçırmak birkaç farklı şekilde olabilmektedir. En sık stres inkontinansı (öksürmekle, hapşırmakla ağır kaldırmak ile idrar kaçırma) ve urge inkontinansı ( sıkıştığında tuvalete yetişmeyip idrar kaçırma) görülmektedir. Özellikle nörolojik hastalıklarda ortaya çıkan karışık tipde idrar kaçırma vakaları olsada ilk iki grup vakaların %90’ından fazlasını oluşturmaktadır.

İdrar kaçırma bu kadar sık karşılaşılan bir şikayet olmakla beraber ülkemizde özellikle bayan hastalar psikoljik (utanma, çekinme vb) sebeplerle doktora başvurmamakta yada idrar kaçırma artık sosyal hayatlarını zorlayacak derecelere geldikten sonra mecburen doktora başvurmaktadırlar. Halbuki idrar kaçırma özellikle çok geç kalınmadığı sürece çoğunlukla tedavi edilebilmekte yada hastanın hayatını etkilemeyecek kadar azaltılabilmektedir.

İdar kaçırma tedavisi özellikle nedenin ortaya konmasıyla başlar. Çoğu zaman hastayı dinlemek bile idrar kaçırma şikayetinin nedenini ve kaçırma tipiniidrarkacirmafoto anlamamıza yeterli olmaktadır. Tetkik olarak genellikle idrar tahlili ve kültürü mesane enfeksiyonlarını tespit etmek açısından gereklidir. Hastanın ayrıca ilaçları sorgulanmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Komplike idrar kaçırma vakalarında altta yatan olası nörolojik hastalıkların tespiti için görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Bu tip vakalarda mesane ve mesane kaslarının çalışmalarındaki bozukluğu en net şekilde ortaya koyabilen ürodinami, üroflovmetri gibi testler gerekebilir. Ama bu tip hastalar çok az oranda olduğundan bu testlere nadiren gerek duyulmaktadır.

İdrar kaçırma özellikle kadınlarda hemen daima pelvik taban kaslarını yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu hastalarda manyetik pelvik taban uyarımı, pelvik tabanın elektriksel uyarımı ve EMG biyofeedback kullanılmaktadır. Tedaviye genellikle pelvik taban stimulasyonu ile başlanır. Bu tedavide hasta özel olarak tasarlanmış bir koltuğa kıyafetleri ile oturur. Ve sandalyenin tabanında bulunan manyetik bir koil ile hastanın pelvik taban kasları çalıştırılır. Uygulama sırasında hasta herhangi bir rahatsızlık hissetmez. Bu uygulama mutlaka fizyoterapist tarafından yaptırılan ve hastaya öğretilen pelvik taban egzersizleri ile kombine edilir. Gerek görülen hastalarda yüzeysel elektrodlar yada vaginal prob ile elektriksel stimulasyon yapılır. Uygun olan hastalarda egzersizler biofeedback olarak adlandırılan bilgisayar kontrollü yardımcı cihazlar ile desteklenir. Bu uygulamada egzersizler sırasında kişi bilgisayar ekranında idrar tutmasını sağlayan kaslarını ne kadar çalıştırdığını görerek egzersiz yapabilmektedir. Hastanın klinik durumuna göre 10-20 seanslık tedavi yeterli olmaktadır.

Bu tedaviler seansların arası açılarak daha uzun süreler de uygulanabilir. Bu tedaviler ile istenilen sonuç alınamayan vakalarda ilaç desteği gerekebilir. Genellikle mesanenin kasılmasını azaltan ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ağız kuruluğu kabızlık gibi yan etkileri olsada bahsedilen yöntemler ile kombine kullanıldıklarında tedavinin etkisini arttırmaktadırlar.

Sonuç olarak idrar kaçırma kader değildir ve modern tıbbın sunduğu imkanlar ile tamamen yada büyük oranda önlenebilir bir şikayettir. Önemli olan hastaları bunu bir rahatsızlık olarak kabul edip utanmadan, sıkılmadan ve en önemlisi geç kalmadan doktora başvurmalarıdır.

Diz kireçlenmesinde prp, hyalurinat, kortizon; ne zaman, hangi tedavi ?

Yaşlanan nüfus ile beraber artroz, yani kireçlenme en sık karşılaşılan hastalık olmuştur. Kireçlenme vücutta hemen hemen tüm eklemleri etkileyebilir. Bu eklemlerin en başında diz ve omurga gelmektedir. Kireçlenmenin en yıkıcı etkileri ise dizde ortaya çıkmaktadır. Diz en çok yük binen eklemlerden biri olduğundan ve kilo ile direk ilişkili olduğundan tekrarlayan mikro travmaya maruz kalmaktadır. Zamanla özellikle bayanlarda menopoz ile östrojen hormonunun koruyucu etkisi ortadan kalktığında diz kireçlenmesi ortaya çıkmaktadır. Diz kireçlenmesi için belirlenen risk faktörleri yaş, kadın cinsiyet, kilolu olmak, dizi aşırı kullanmak sayılabilir.

Diz kireçlenmesinin tedavisinde birçok farklı yöntem kullanılmaktadır. Fizik tedavi, dizden enjeksiyon tedavileri, besin takviyeleri, antiromatizmal ağrı kesici ilaçlar, cerrahi sıkça başvurulan tedavilerdir. Bunun dışında özellikle diğer tedavilerle sonuç alamayan hastalar son bir ümit olarak bilimsel olmayan paramedikal tedavilere (hacamat, çörek otu vs) yönelebilmektedir.

Diz kireçlenmesinin tedavisinde üç adet olmazsa olmazımız; hastanın dizlerine iyi bakması, kilo kontrolü ve egzersizdir. Maalesef diz kireçlenmesi tedavisinde en çok ihmal edilenler de bunlardır. Son yıllarda diz kireçlenmesinde enjeksiyonlar sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar arasında kortizon uzun yıllardır kullanılmaktadır. Halk arasında horoz ibiği de denilen Na-hyalurinat tek doz yada aralıklı olarak 3 doz şeklinde uygulanmaktadır. Son yıllarda PRP(platelete rich plasma) enjeksiyonları da sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Hepsinin etki mekanizması farklıdır ve doğru hastada doğru zamanda kullanılmalıdırlar. Kortizon çok güçlü bir antiromatizmal ilaçtır. Diz kireçlenmesinin erken dönemlerinde yapılmaz, orta yada ileri vakalarda tercih edilmelidir. Özellikle dizde sıvı varsa (bursit, efüzyon), hasta çok ağrılı ise kortizon tercih edilmelidir. Ultrason yardımı ile dizdeki sıvı boşaltılıp yapılırsa sonuç çok daha başarılı olur. Dört ay ile bir yıl arasında bir iyilik hali sağlayabilir. Kortizon diğer iğne tedavilerine, özellikle PRP tedavisine hazırlık içinde uygulanabilir. Özellikle ağrısı çok ise ve dizde sıvı varsa önce kortizon yapılıp hastanın ağrısı baskılanır ve bir süre sonra PRP tedavisi başlanabilir. Böylece PRP tedavisini etkinliği ortaya çıkana kadar hasta ağrı çekmemiş olur. NA- hyalurinat iğneleri 3 doz yada tek doz olarak yapılabilir. Daha çok erken vakalarda dizde sıvı fazlalığı yoksa tercih edilir. Diz kıkırdaklarını üzerini kaplayarak sürtünmeyi dolayısıyla yıpranmayı azaltır. İleri kireçlenme vakalarında etkinliği olmadığından kullanılmamalıdır. PRP tedavisi ise direk diz kıkırdaklarını iyileştirmeyi hedefleyen bir tedavi olduğundan özellikle hafif ve orta düzeydeki kireçlenmelerde ağrı şiddetli değilse tercih edilmelidir. İleri vakalarda da kısmen işe yarayabilir. PRP tedavisinden en az 1 ay önce kortizon tedavisi yapılabilir , Na hyalurinat iğneleri ise PRP tedavisi ile yakın ara ile uygulanabilir.

Kortizon enjeksiyonları kan şekerini ve tansiyonu yükseltebileceğinden dikkatli kullanılmalıdır. Sık yapılırlarsa kilo aldırabilir. Na hyalurinat enjeksiyonlarına karşı ise alerjik yanıt olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu enjeksiyon tedavileri arasında PRP yan etkisinin olmayışı, kireçlenmenin her döneminde etkin olabilmesi nedeni ile ilk tercih edilmelidir. Ağrısı çok şiddetli olan vakarda ise önce kortizon yapılıp en az bir ay sonra PRP enjeksiyonları başlanabilir. Enjeksiyonlar mutlaka ultrason rehberliğinde yapılmalıdır. Aksi takdirde vakaların %50’sinde iğne doğru yere yapılamayabilir.

Unutulmamalıdır ki bu üç enjeksiyon tedavisi de kireçlenme tedavisinin üç olmazsa olmazı ile kombine edilmelidir. Yani hasta bu enjeksiyon tedavilerinden sonra mutlaka kendisine verilen egzersizleri yapmalı, kilolu ise zayıflamalı yada en azından kilo almamalı ve dizi zorlayacak aktivitelerden kaçınmalıdır.

Skolyoz Tedavisinde Geç Kalmayın

Skolyoz, diğer adıyla omurga eğriliği, omurganın sağa veya sola eğilmesidir. Skolyozda omurga sağa veya sola doğru eğimlenirken aynı anda bir dönme de meydana gelir. Normal bir omurgaya arkadan bakıldığında düz bir görüntüye sahiptir fakat skolyoz olan omurgada bir yada birkaç tarafa eğim vardır. Aynı zamanda skolyoz olan bir omurgaya yandan bakıldığında da sırtta kamburlaşma görülür. Skolyoz omurganın herhangi bir bölümünde tek başına görülebileceği gibi birden fazla bölümde de görülebilir.

 

Skolyoz Tipleri Nelerdir?

Skolyoz doğumsal olabileceği gibi herhangi bir sebep olmadan (idiyopatik) kendiğilinden de gelişebilir. Sık görümememekle beraber altta yatan kas iskelet sistemi hastalığına bağlı olarak da skolyoz gelişebilir. İdiopatik yani birincil skolyoz bebeklikte ortaya çıktığı gibi ergenlik ve yetişkinlik dönemde de başlayabilir. Nöromusküler yani ikincil skolyozun sebebi birçok hastalık (serebral palsi, çocuk felci, kas hastalıkları) olabilir. Skolyozun ilerleyişi kişinin yaşı, cinsiyeti, eğriliğin tipi ve büyüklüğüyle farklılık gösterir. Skolyoz kız çocuklarında daha fazla görülmektedir. Hızlı büyümenin olduğu ergenlikte eğrilik hızlı ilerler. Eğer çift eğrilik varsa yani omurganın birden fazla bölümü etkilenmişse bu da skolyozun ilerleme potansiyelinin yüksek olduğunu gösterir

 

skolyozfoto

Skolyoz Belirtileri Nelerdir?

Başın bir tarafa doğru eğimli olması Göğüs kafesinde asimetri Kürek kemiklerinden birinin diğerine göre daha tümsek şeklinde olması Kalçalar ve omuz seviyeleri eşit olmaması Kollar ile vücut arasındaki mesafenin eşit olup olmaması Bacak eşitliklerinin aynı olmadığından şikayet edilmesi

 

Skolyozda Tanı?

Skolyozun tanısı için dikkatli bir muayene ve basit bir röntgen filmi yaterlidir. Yalnız her eğrilik skolyoz değildir. Skolyozda vertebra eğimi 10 derecenin üzerinde olmaldır. Bunun altındaki eğrilikler skolyoz olarak sınıflandırılmaz.

 

Skolyozda Tedavi?

Skolyozda erken tanı önemlidir. 40-50 dereceye ulaşmış skolyozlar genelde cerrahi olarak tedavi edildiğinden bu 

skolyozfoto1

aşamalara gelmeden tanı konması önemlidir. Erken tanı ile tedavi çok daha başarılı olmaktadır. Erken yaşlarda özelikle ergenlik öncesi dönemde eğrilik fazla ise kişiye özel korse kullanılabilir. Skolyozun tedavisi her zaman özel egzersiz programları ile yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Schroth methodu, kendisi de skolyoz olan Katherina Schroth tarafından geliştirilmiştir. 1921 yılında Schroth tarafından uygulanmaya başlayan üç boyutlu egzersiz tedavisi günümüzde gelişerek ve başta Almanya olmak üzere birçok ülkede yaygınlaşarak uygulanmaya devam edilmektedir. Egzersizler özellikle skolyozlu omurganın konkav tarafına nefes alınması ve ayna karşısında kişinin deformitelerini düzeltme temeline dayanır. Kişi ayna karşısında öğretilen duruşlar ve egzersizler ile duruş kontrolünü sağlayarak, bu düzgünlüğü günlük yaşamında nasıl devam ettireceğini öğrenir. Günlük yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi, kamburluk ve çukurlukların düzeltilmesi, mobilizasyon ve egzersiz bu tekniğin temel elementleridir. Egzersizler nefes temelli olduğu için yapılan çalışmalarda akciğer kapasitesinde iyileşme, eğrilikte azalma ve gövde duruşunda düzelme görülmüştür. Geleneksel skolyoz tedavilerine göre daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Method her yaş grubunda uygulanabilmektedir. Genelde 15 seanslık bir egzersiz programı ile bu teknik hastaya iyice öğretilir ve hasta bu egzersizleri hiç bırakmadan uygulamaya devam eder. Bu egzersiz tekniği sayesinde özellikle çok ilerlememiş eğriliklerde son derece başarılı sonuçlar alınmaktadır.

 

Golfçü Dirseğinde (Medial Epikondilit) PRP Tedavisi

Golfçü dirseği nedir?

Golfçü dirseği tıptaki adıyla medial epikondilit el bileğini hareket ettiren ön kol kaslarının zorlanmasına bağlı ortaya çıkan bir tür yumuşak doku romatizmasıdır. Tekrarlayan zorlayıcı bilek dirsek hareketleri en sık sebeptir.

Daha çok kimlerde görülür?

Her ne kadar golfçülerde daha sık görüldüğünden adı golfçü dirseği de olsa bileğini sık ve yoğun kullanan, zorlayıcı aktivite yapan herkeste ortaya görülebilir. Sporcular, ev hanımları, mutfak işi yapanlar, şoförler, motorsiklet kullananlarda sık ortaya çıkar

Klinik bulgular nelerdir?

Golfçü dirseği çoğunlukla yavaş gelişir fakat bazen ani bir zorlanma ile akut bir şekilde başlayabilir. Golfçü dirseği ister akut ister kronik başlangıçlı olsun genelde oldukça ağrılı bir durumdur. Hasta elini yumruk yaptığında, bileğini içe döndürdüğünde dirseğinin iç kısmında ağrı hisseder. Bu bölüm basmakla hassastır.

Tanı nasıl konur?

Tanı muayene ile kolayca konabilir. Dirseğin iç yanında basmakla şiddetli hassas bir bölge varsa ve el bileği dirence karşı bükülmeye zorlandığında yada kavrama hareketi sırasında aynı bölgede ağrı varsa golfçü dirseği tanısı konur. Bazen ultrason ve MR klinik tanıyı kesinleştirmek için kullanılır.

Tedavisi nasıl yapılır?

El bileğinin istirahati önemlidir. Epikondil bandı dediğimiz dirseğin hemen altına takılan özel bantlar işe yarayabilir. İlaçlar ve buz uygulamada genelde iyi sonuç verir.En çabuk ve etkili tedavi lokal kortizon enjeksiyonudur. Genelde tek enjeksiyon yeterli olsa da tekrar riski, özellikle el istirahat ettirilemezse %50’lere kadar çıkar. Genelde yılda ikiden fazla yapılmaması önerilir. Kortizon yapıldığı bölgede ten renginde açılma yapabilir . Diyabet ve tansiyon hastalarında dikkatli kullanılmalıdır. Kinezyoteyp bantlama da yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. İlk iğnede düzelme olmazsa ikinci yapılabilir. Kortizonda başarı şansı yüksek olmakla beraber nüks etme riski de yüksektir.

Son yıllarda, tedavilere dirençli olgularda dahi başarılı sonuçlar veren PRP yöntemi golfçü dirseği tedavisinde giderek daha sık kullanılmaya başlanmıştır. PRP (Platelete Rich Plasma: Trombositten Zengin Plazma) yönteminde hastanın kanı alınarak özel bir sistemden geçirilir ve kanın trombosit hücreleri kanın diğer elemanlarından ayrılır. Yaklaşık 10-20 cc kandan 1-2 cc kadar PRP elde edilir. PRP golfçü dirseğinde genelde bir ay arayla iki kez yapılır. Etkisi kortizon gibi hızlı değildir ama uzun dönemde başarı şansı kortizon ile aynı, hastalığın tekrarlama riski ise kortizondan çok daha düşüktür. Yapıldıktan sonra bir kaç gün ağrı yapabilir. Basit bir hastalık olmasına rağmen bazen tedaviye son derece dirençli golfçü dirseği vakaları PRP ile son derece etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Yöntemin ciddi bir yan etkisinin olmayışı da kullanımını kolaylaştırmaktadır

AYAK BİLEĞİ KIKIRDAK ZEDELENMESİNDE PRP TEDAVİSİ

Ayak bileği burkulmaları sık rastlanan kas iskelet sistemi sorunlarından biridir. Burkulmalar sporcularda görülebildiği gibi normal insanlarda da sıkça gözlenir. Burkulmalar sportif aktivitelerdeki aşırı zorlanmalara bağlı oluşabileceği gibi minik bir basamaktan inerken de ortaya çıkabilir. Erkeklerde halı saha müsabakaları en sık sebeplerden biridir. Sürtünmesi yüksek halı sahalar özellikle antrenmansız sahaya çıkan kişileri bekleyen en önemli tehlikedir. Kadınlarda ise topuklu ayakkabılarla basamak inip çıkma ve bozuk zeminler en sık gözlenen sebepler arasındadır.

Ayak bileği hemen daima içe burkulur ve ayak bileğinin dış yan bağlarında değişen derecede zedelenmeye sebep olur. Hafif zedelenmelerde dış yan bağlar gerilir. Ağır zedelenmelerde ise bu bağlarda yırtılmalar ortaya çıkar. Ayak bileğinin özellikle dış tarafında şişlik bazen morluk görülebilir. Ayak üzerine basmak ağrılı olup bilek hareketleri kısıtlıdır. Hafif burkulmalarda buz uygulama, istirahat, bandaj ve ağrı kesiciler genellikle yeterli olur. Ağır burkulmalarda ise atel ayda basit alçılar ile sabitleme gerekebilir. Akut dönem geçtikten sonra ise fizik tedavi ile iyileşme süreci hızlandırılır.

Ayak bileği burkulan kişileri bekleyen önemli bir tehlike vardır. Burkulmalar sonucu ayak bileği kemiğinin taşıyıcı kıkırdağında bölgesel zedelenme olabilir ki buna osteokondrit denir. “Talar dom” dediğimiz bölgede kıkırdak zedelenmesi ile beraber alttaki kemikte ödem oluşur. Zedelenen kıkırdak bazen tamamen dökülür ve o bölgede kemik ortaya çıkar. Kıkırdak yokluğuna bağlı olarak ilerleyen zamanda kemiklerde aşınma başlar ve normalde nadiren karşılaştığımız ayak bileği kireçlenmesi ortaya çıkar. Bu saatten sonra artık ağrılar kalıcı bir hal alır. Nadiren burkulma sonrası kıkırdak parçası eklem aralığına düşebilir. O zaman artrokopik olarak çıkarılması gerekir. Özellikle ayak bileği burkulmasının akut dönemi geçtiği halde ağrılar düzelmiyorsa, özellikle üzerine basmakla, uzun yol yürümekle ağrılar ortaya çıkıyorsa osteokondritten şüphelenilmelidir. Ayak bileğinde osteokondrit tanısı ancak manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile konabilir. MR incelemesi kıkırdaktaki olayın derecesini de gösterir.

Osteokontritlerde fizik tedavi ile ayak bileği ekleminin içindeki ödem azaltılıp iyileşme sürecine katkı yapılabilir. Bilek eklemi içine yapılan ve halk arasında horoz ibiği olarak adlandırılan kıkırdak iğneleri eklemdeki kayganlığı artırarak eklemin zarar görmesini bir derece önler.

Son dönmelerde ostokondrit vakalarında hastanın kendi kanından hazırlanan PRP tedavisi uygulanmaktadır. PRP (Platelet Rich Plasma) trombositten zengin plazma anlamına gelmektedir. Hastanın kendi kanındaki trombosit hücrelerinin yoğunlaştırılması ile hazırlanan PRP özellikle erken dönem osteokondritlerde zedelenen kıkırdağı besleyerek dökülmesini önlemekte ve uzun vadede ortaya çıkabilecek ayak bileği kireçlenmesini önleyebilmektedir. PRP ayak bileği eklemine ultrasonografi rehberliğinde ayda bir kez olmak üzere toplam 3 kez yapılır. PRP ek olarak ayak bileğinde yaralanan bağlara da yapılabilir. PRP ile hasarlanmış bağların iyileşme süreci hızlandırılmakta ve bağlar güçlendirilmektedir.

Tabiki gerek PRP gerek diğer tedaviler ayak bileğine özel egzersizlerle desteklenmelidir. Egzersiz sayesinde bileğini burkan bireyleri bekleyen diğer bir önemli tehlike olan ayak bileğinin ikinci kez burkulmasının önüne geçilebilir. Ayak bileğini bir daha burkulmasını önlemeye yönelik egzersizler yapılmaz ise %30-70 vakada ayak bileği tekrar burkulur. Bazen bu durum o kadar sıklaşır ki “kronik ayak bileği burkulması” olarak adlandırılır. Bu durumda ayak bileği stabilitesini kaybetmiştir. Çok geç kalmış vakalarda bazen cerrahi müdahale gerekebilir.

Herkes ayak bileğini burkabilir. Önemli olan gerekli koruyucu tedbirleri alarak bir daha burkulmasını önlemektir. Burkulma sonrası uzun süre devam eden ağrılarda ise osteokondrit olabileceği akılda tutulmalıdır. Ancak erken tanı ve doğru tedavi ile osteokondritin ayak bileğine vereceği zarar en aza indirilebilir.

 

Sağlıcakla Kalın Prof.Dr.Cengiz Bahadır