Randevu:0216 449 09 41 
Fizik Tedavi ve Klinik Nörofizyoloji Uzmanı

Uncategorized

Kalça kireçlenmesi diğer adıyla kalça artrozu (koksartroz) göreceli sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Diz kireçlenmesine göre daha geç yaşlarda ortaya çıkar ve kadın erkek oranı benzedir. Genetik yatkınlık, kalça ekleminin gelişimsel bozuklukları (kalça çıkıkları), bacak kısalıkları, suboptimal (ideal olmayan) kalça eklem yapısı hastalığın etyolojisinde rol oynar.
Eğer kalça kireçlenmesi erken yaşta başlamışsa doğuştan yapısal bir kalça sorunu yada ideal olmayan kalça eklem yapısı buna sebep olmuş olabilir. Doğuştan kalça çıkıklarının şikayetleri belirgin olduğundan genelde atlanmaz. Ama kalça displazileri (hafif yapısal anormallik), ideal olmayan kalça yapısı (kalça eklemini yapan kemiklerin uyumsuzluğu) şikayetler ortaya çıkana kadar genelde bulgu vermez. Kalça kireçlenmesinin ilk bulgusu genelde kasık ağrısıdır. Bu ağrı uzun yürüyüşler gibi aşırı aktiviteler sırasında yada sonrasında ortaya çıkar. Kasık ağrısı nedeniyle hastalar genelde bunun kalça ekleminden gelebileceğini düşünmezler. Bazen gece ağrıları da olabilir. Kireçlenme ilerledikçe ağrı şiddetlenir yürümede aksamaya sebep olur ve bacağın ön yüzünden dize doğru yayılmaya başlar. Tanı maalesef genelde bu aşamada konur.
Kireçlenme tanısı için genel olarak muayene ve basit bir röntgen yeterli olur. Erken vakalarda MR tanıda yardımcı olabilir. Kalça kireçlenmesnin tanısında geç kalmamak tedavinin en önemli adımıdır. Çünkü kalça ekleminde kireçlenme ilerlediğinde kalçanın mekanik yapısı nedeni ile tedavi çok güçtür.
Kalça kireçlenmesinin tedavisi çok yönlü yapılmalıdır. Öncelikle hastanın aktivitesi azaltılmalıdır. Uzun yürüyüş gibi kalçaya yük bindiren aktivitelerden kaçınılmalıdır. Antiromatizmal ilaçlar kalça kireçlenmesinin seyrini değiştirmesede ağrıyı azaltarak hastanın konforunu artırırlar. Kalçaya enjeksiyon tedavileride sıkça kullanılmaktadır. Bunlar içinde kortizon enjeksiyonu ağrı şikayetinin daha ön planda olduğu yada kireçlenmenin ileri düzeyde olduğu vakalarda uygulanır. Halk arasında horoz ibiği olarak bilinen Na-hyalurinat enjeksiyonları daha hafif ve ağrının ön planda olmadığı vakalarda kullanılır. Hastanın kendi kanından hazırlanan trombosit süspansiyonunun hasta eklemine enjekte jekte edildiği PRP yöntemi de kalça kireçlenmesinde sıkça kullanılır. PRP kalça kireçlenmesinde daha seçilmiş bir hasta grubunda kullanılır. PRP için ideal hasta kalça kireçlenmesinin hafif veya orta düzeyde olduğu hastalardır. Ne kadar erken yapılırsa o kadar etkili olur. Enjeksiyon tedavilerinde önemli bir husus da enjeksiyonun mutlaka görüntülenme eşliğinde yapılmasıdır. Radyosyon içermemesi, fiyatının ekonomik oluşu ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle genel olarak ultrason görüntüleme tercih edilir. Kalçaya görüntüleme yardımı olmaksızın doğru bir enjeksiyon yapılması nerdeyse inkansızdır.
Hangi enjeksiyon yapılırsa yapılsın egzersiz ile desteklenmelidir. Kalça kireçlenmesinde sıklıkla yana salınarak ortaya çıkan topallama kireçlenmedeki ağrı nedeniyle kalça kaslarının kullanılmaması sonucu ortaya çıka kas zafiyetine bağlıdır. Basit bir ev programı ile bu engellenebilir. Daha ideali egzersizin kalça eklemini gevşeten fizik tedavi programı ile beraber fizyoterapi gözetiminde uygulanmasıdır. Burda önemli bir noktada kalça eklemi fizik tedavisinin doğru uygulanmasıdır. Kalça eklemi fizik tedavisi kasık bölgesinden yapılır. Fizik tedavi egzersiz ve mobilizasyon ile desteklenir ve kısıtlanmış olan eklem hareket açıklığı artırılmaya çalışılır.
Özetle kalça eklemi kireçlenmesinin tedavisinde erken tanı çok önemlidir. Kasık ağrısı erken tanı için önemli bir ipucudur. Tanı koyulduktan sonra hafif ve ağrının şiddetli olmadığı vakalarda PRP enjeksiyonu, ağrılı vakalarda kortizon enjeksiyonu uygun bir seçenektir. Yine kıkırdka iğneleri de ağrının şiddetli olmadığı vakalarda kullanılabilir. Enjekisyon tedavisi sonrasında fizyoterapi ve egzersizler ile kalça eklem hareket açıklığı artırılır ve kasları kuvvetlendirilir. Bu tedavilerin etkili olmadığı yada ağır gecikmiş vakalarda kalça protezi tek seçenektir. Kalça protezi ameliyatı sonrasında mutlaka yinedestkleyici fizik tedavi rehabilitasyon uygulanmalıdır.

Kalça Eklemi Kireçlenmesi (koksartroz) Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Kalça Eklemi Kireçlenmesi (koksartroz) Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Kalça kireçlenmesi özetle nedir?

Kalça eklemi femur dediğimiz kemiğin baş kısmı ile kalça kemiği arasındaki soket tipi eklemdir. Yapısı itibarı ile her yöne hareket edebilir. Biyomekanik olarak femur kemiğinin baş kısmına son derece ağır biyomekanik yüklerin bindiği bir eklemdir. Kalça eklemi kireçlenmesi büyük eklemler arasında diz kireçlenmesinden sonra en sık görülendir. Genelde bir ileri yaş hastalığı olsada erken yaşlarda da görülebilir.

Kireçlenme temel olarak eklemi oluşturan kemik yüzeylerindeki kıkırdakta yıpranma ile başlar. Önce kıkırdağın yapısı bozulur ve incelir. Kıkırdağın yük taşıma kapasitesi azalınca alttaki kemiklere gelen yükler çok artar. Bu kemikler artan bu yüke yeni kemik oluşturarak cevap verirler. Bu oluşan kemikleri ostofit denirki bu hastalığa keireçlenme ismi bu yeni kemik oluşumu nedeniyle verilmiştir. İlerleyen zamanda eklem yapısı iyice bozulur. Bunun klinik yansıması eklemde ağrı ve hareket kısıtlanmasıdır. Şikayet ilerledikçe bu şikayetleri yürüme zorluğu ve yürümede aksama izler.

Kalça kireçlenmesinin temel sebebi ekleme biyomekanik olarak anormal yükler gelmesidir. Bu nedenle gelişimsel (doğumsal) olarak kalça ekleminin yapısının bozuk yada ideal şekilde olmaması (doğumsal kalça çıkığı, kalça sıkışma sendromu-femoraaseetabular inpigment) kalça eklemine şu yada bu şekilde uzun süre aşırı yük binmesi (ör, bacak kısalığı), travmalar gibi sebepler ile kalça ekleminde bir  bozulma başlayabilir. Bazen ise direk olarak eklemi etkileyen iltahaplı romatizmalar( romatoid artrit, ankilozan spondilit, psoriyatik artrit vb) eklemde artrite ve devamında kireçlenmeye sebep olabilirler. Femur kemiğini tutan bazı hastalıklarda (aseptik nekroz, perthes) devamında kalça kireçlenmesi yapabilir. Bazı vakalarda ise herhangi bir sebep bulunamayabilir.

Kalça Kireçlenmesine Hangi Branş Doktoru Bakar ?

Kalça kireçlenmesi tedavisi ile temelde iki branş ilgilenir. Fizik tedavi ve ortopedi. Fizik tedavi hastalığın her aşamasında her tür tedavide etkindir. Ortopedi branşı hastalığın cerrahi tedavisi ile ilgilenir. Hastalar cerrahi kararını alırken hem  fizik tedavi hem de ortopedi doktorlarının fikirlerini almalıdır. Gereksiz yada erken bir ameliyat riskleri de beraberinde getirir. Her ne kadar bazı ortopedistler ameliyat sonrası fizik tedavi önermesede fizik tedavi mutlak suretle gereklidir.

Kalça kireçlenmesi tedavileri; ilaçlar, fizik tedavi, enjeksiyon (iğne) tedavileri, egzersiz

Kalça kireçlenmesinin tedavisi çok yönlü olarak yapılmalıdır. Bu rahatsızlıkda hastayı doktora getiren ilk şikayet ağrıdır. Düşünülenin aksine ağı kalça- popo kısmında olmayıp kasık bölgesinde hissedilir ve dize doğru yayılabilir. Bu nedenle bazen tanı gecikmeleri olabilmektedir.Tanı koymak kolay olsada tedavi kolay değildir. Hastanın erken yakalanması önemlidir. Bazen hastalar eklemdeki problemle orantısız olarak çok hafif ağrıdan yakınabilirler. Hastalığın erken tespit edilmesi tedaviye çok büyük katkı sağlar. Hastanın öncelikle ağrısının azlatılması gereklidir. Bunun için nonsteroid dediğimiz antiromatizmal ilaçlar verilir. Bu ilaçların olası yan etkilerinden dolayı mümkün olan en az doz verilmelidir. Fizik tedavi yöntemleri kalça kireçlenmesinin ileri aşamaları hariç belirgin faydalıdır. Tedavi kasık bölgesinden yapılmalıdır. Kalçanın arka bölümünden yapılan fizik tedavi etkisiz olacaktır. Kalça kireçlenmesinde ekleme PRP (trombositten zengi plazma; Kıkırak ve koritozn enjeksiyonları da uygulanabilir. Hafif ve orta vakalar kalça eklemine PRP (trombositten zengin plazma) enjeksiyonundan fayda görürler. Enjeksiyonlar ayda bir üç kez tekrarlanır. Orta ve ağır vakalarda kalça ekleminden kortizon ve kıkırdak iğneleri ( Na hyalurinat) işe yarar. Bu enjeksiyonların etkili olması için mutlaka ultrason görüntüleme yardımı ile yapılmalıdır (Fotograf). El yordamı ile kalça eklemine iğne yapmak neredeyse imkansızdır.  Bu iğnelerinde belli aralarla tekrarlanması gerekir.

Bu tip girişimler kalça eklemi kireçlenmesi için tek başına yeterli değildir. Hastanın kalça eklemini koruması için yürümek, koşmak gibi aktiviteleri kısıtlanmalıdır. Bunun yerine kalça eklemine yük vermeyen yüzme önerilir. Ağrıdan dolayı kaslarını kullanamayan hastada kalça kasları zayıflar ve aksayarak yürüme gelişebilir. Böyle bir sonuçla karşılaşılmaması için mutlaka kas kuvvetlendirme egzersizleri verilir. Kalça kireçlenmesi ilerleme meyli yüksek bir rahatsızlıktır. Bu nedenle yapılan tüm tedavilere rağmen hastalığı durdurmak mümkün olmayıp sadece seyri yavaşlatılabilir. İlerlemiş vakalarda cerrahi tek seçenektir. Protez ameliyatları genel olarak son derece başarılıdır.Protez sonra mutlaka fizik tedavi uygulanmalıdır.

İleri Derecede Kalça Kireçlenmesi ve Ameliyat

Kalça kireçlenmesi ilerlediğinde protez operasyonu kaçınılmaz hale gelir. Burada en önemli faktör hastanın yaşıdır. Genelde bu ameliyat 65 yaşın altında önerilmemektedir. Bununla beraber doğuştan kalça çıkığı yada başka kalça rahatsızlıkları (avasküler nekroz, romatoid artirti vs) sebebiyle kalça kireçlenmesi çok erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Burada önemli olan hastaya süre kazandırmaktır. Kalça kireçlenmesi bölümünde  anlatılan kortizon, kıkırdak, PRP enjekisyonları ve fizik tedavi az yada çok işe yarayacaktır.  Bu yöntemlerle kazanılan bir yıl bile genç yaşlardaki hastalar için bu son derece önemlidir. Çünkü hasta protezle bir yıl daha az zaman geçirecektir. Protezlerin bir ömrü olduğundan genç yaşlarda ne kadar geç yapılırsa hasta için o kadar iyidir. Bir sonraki revizyon protezi de o oranda gecikmiş olur. Genç yaşlarda daha uzun ömürlü olan seramik protez kullanılır. İleri yaşlarda eğer endikasyon varsa protez operasyonunu bekletmek doğru bir yaklaşım değildir. Kalçada kireçlenme çok aşırı ilerlediğinde oluşacak eklem kısıtlılıkları ve mekanik bozukluklar ameliyatın başarısını düşürecektir. Cerrahide önemli olan iyi bir rotez materyali kullanılması, iyi bir ameliyat ve sonrasında iyi bir fizik tedavi uygulanmasıdır. Bu sayede hasta operasyon sonrası uzun yıllar rahat edebilecektir.

Şu günlerde korona virüs (Covid 19) salgını ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına olmuş durumda. Bir süre daha etkili olmaya devam edeceği kesin. Ülkemiz ve dünya bu salgını en kısa zamanda, en az hasarla atlatmasını diliyorum.
Korona virüs enfeksiyonu bazı kişilerde şikayet olmadan asemptomatik şekilde atlatılırken bazı kişilerde hafif-orta düzeyde şikayetlere sebep olmakta, az bir kısmında ise ağır pnömoni(zatürre) tablosuna sebep olmaktadır. Hastalık ileri yaşları daha ağır şekilde etkilimekte özellikle ek kalp damar yada akciğer hastalığı olanalarda daha ölümcül seyretmektedir. Maalesef kronik akciğer hastalıkları toplummuzda sıkça karşılaşılan hastalıklar olup sigara içme oranımız da yüksektir. KOAH yani kronik obstruktif akciğer hastalığı halk dilindeki adıyla “kronik bronşit”, “müzmin bronşit” akciğerlerdeki bronş yollarının daralmasına bağlı olarak soluk alıp verme sırasında hava akımının geçişinin azalmasına yol açan kronik bir hastalıktır. KOAH ölüm nedenleri arasında ilk sıralardadır. Sigara KOAH nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kistik fibroz, astım ve anfizem gibi akciğer rahatsızlıkları da ilerde KOAH hastalığı olarak karşımıza çıkabilir. Kronik akciğer hastalıklarının temel şikayeti bronşların tıkanması sonucu ortaya çıkan efor dispnesidir. Yani hastanın hareket etmesi (yürüme, merdiven çıkma, spor) ile solunum sıkıntısı ortaya çıkar. Bunun sebebi akciğerlerden kana geçen oksijen miktarının yetersiz olması sonucu dokuların eforla artan oksijen ihtiyacanının karşılanamaması sonucu oluşan oksijen açlığıdır. Hasta bunu basit hareketlerle çok çabuk yorulma şeklinde hisseder. Bu başta hafif ve yalnızca merdiven çıkma gibi efor gerektiren hareketlerde ortaya çıkarken sonrasında yürüme gibi en basit hareketlerde bile oluşur. Bu hastalarda bazen hastaneye yatmalarını gerektiren sık akciğer enfeksiyonları da görülür. Bu enfeksiyonlar hastalığı daha da kronikleştirir.


Korona virüs temel olarak akciğerlerde pnömoni (zatürreye) sebep olmakda ve kana oksijen geçişini çok ciddi şekilde engellemektedir. Eğer hastanın öncesinde KOAH gibi bir akciğer rahatsızlığı varsa hasta akut solunum yetmezliği tablosuna girmektedir. Bu da yoğun bakım ve solunum cihazı desteği gerektirmekde ve ölümcül olabilmektedir. Koronavirus pnömonisini ağır geçiren hastalarda akciğerlerde sekel dediğimiz bir takım kalıcı hasralara da yol açabilmektedir. Bu hasarların ilerde kronik solunum problemlerine sebep olması muhtemeldir.
KOAH bir kez geliştiğinde sürekli ilaç kullanılsa bile etkileri sınırlı kalmaktadır. Son on yıldır bu hastalara ilaç dışı tedaviler uygulanmaktadır. Bu tedaviler gene olarak solunum rehabilitasyonu (pulmoner rehabiltayson) olarak adlandırılır. Pulmoner rehabilitasyon kronik akciğer hastalığı olan kişilerde fonksiyonel kapasiteyi en üst düzeye çıkarmak için uygulanan ilaç dışı tedavilerin tamamını içerir. Bu tedavinin amacı hava yolunun kronik kısıtlanması sonucu oluşan solunum sıkıntısı ve kronik güçsüzlüğü, yorgunluğu düzeltmektir. Bunun içinde akciğer kapasitesinin ve vücut kaslarının kuvvet ve dayanıklılığının artırılması gereklidir.
Sıklıkla kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olanlar pulmoner rehabilitasyon programına alınmakla birlikte diğer sık görülen astım, kistik fibrozis, bronşektazi ve diğer bir çok kronik akciğer hastalığı olanlar da bu programa alınabilir.
Solunum Rehabilitasyonu Nasıl yapılır?
Göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilen ve pulmoner rehabilitasyon gerekli görülen hastaya başlangıçta solunum fonksiyon testi ve kardiyopulmoner egzersiz testi yapılır. Hastaya solunum fizyoterapisti tarafından çeşitli fiziksel terapi yöntemleri uygulanır ve hastaya bazı solunum teknikleri öğretilir. Bunlara ek olarak hastanın egzersiz testinde belirlenen düzeyine göre solunum kas gücünü ve genel vücut kondüsyonunu artıran egzersiz programı verilir. Hastalar bu programa genel olarak haftada 3 gün 15-30 seans kadar devam ettirilir. Her klinikde olmasa da VEST gibi( yüksek frekanslı titreşim ve basınç uygulayan bir cihaz-resim) yardımcı cihazlarla da bronşları tıkayan sekresyonlar boşaltılır. Hasta egzersize alındığında özel sistemlerle hastanın kalp ritmi, kan oksijen düzeyi ve tansiyon gibi yaşamsal verilerini kontrol edilir.
Pulmoner rehabilitasyon yöntemleri ve VEST gibi yeni geliştirilen cihazlar ile KOAH ve diğer kronik akciğer hastalarında akciğer kapasitesi belirgin şekilde artırılabilmekte ve buna bağlı olarak hastanın hareketle ortaya çıkan solunum zorluğu (efor dispnesi) şikayetinde belirgin düzelme olmaktadır. Yine hastalarda enfeksiyon ve hastaneye yatış sıklığı belirgin azalmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak da hastaların yaşam kalitesi artmakda bağımlıklıkları azalmaktadır. Bu tedavilerin daha etkili olabilmesi için KOAH hastalığının ilerlemiş safhalarında değil erken safhalarında başvurulması gereklidir.
Koronavirus yakın gelecekte herkes için ve özellikle de KOAH hastaları için tehdit olmaya devam edecek gibi görülmektedir. Bu nedenle kronik akciğer rahatsızlığı olan, özellikle de solunum sıkıntısı olan hastaların daha hazırlıklı olması anlamında solunum rehabilitaysonu son derece önemli olmaktadır. Bu sayede olası korona enfeksiyonunun yıkıcı etkileri azaltılabilecektir. Yine korona enfeksiyonunu ağır atlatmış kişlerde oluşmuş olan akciğer hasarının ilerde yaratabileceği kronik problemleri en başından engellemek içinde solunum rehabilitasyonu son derece önemli olmaktadır.

Korona virüs salgını bu dönemde hem dünyada hem ülkemizde yoğun bir şekilde devam ediyor maalesef. Bu hastalıkdan çok fazla sayıda insan etkilendi. Güçlü sağlık sistemimiz sayesinde bu salgını en az hasarla atlatacağımızı umuyorum.

Korona virüsün etkilediği hastaların bir kısmı özellikle gençler (30 yaş altı) ve çocuklar hastalığı kolayca atlatabilmekte, hatta bazen hiç şikayetleri olmamaktadır. Dolayısıyla bu hastalarda iyileşme sonrası genel sağlık problemi de görülmemektedir. Bununla beraber hastalığı ağır geçirenlerde özellikle yoğun bakıma yatmış ileri yaşlı hastalarda hastalık sonrası ciddi problemler ortaya çıkabilmektedir. Bunların en önemlisi uzun süre yatmaya bağlı kas iskelet sisteminde olan bozulmalardır. İnsan vücudu harekete göre programlanmıştır. Uzun süre hareketsizliğin en önemli etkisi kas ve kemikler üzerinedir. Bir insanın bir aylık tam yatak istirahati kas kitlesinin yüzde 30’unun kaybına denk gelir. Bu şu anlama gelir; korona öncesi normal bir şekilde yardımsız yürüyen yaşlı bir hasta hastaneden çıktığında yardımla yada bastonla yürür hale gelebilir. Diğer taraftan korona öncesi zorlukla yada bastonla yürüyen hasta ise hastalığı atlatsa bile sonrasında yürüyemez hale gelebilir. Bunda yatışa bağlı kas gücü etkili olsada yine bu yaşlarda zaten olabilen hafif denge kaybının ağırlaşması da etkili olur. Yani yatmak sadece kas gücünü azaltmaz yaşlı hastada denge kaybına da sebep olur. Bunlara birde akciğerlerde oluşan tahribatı eklediğiniz zaman olaya efor dispnesi de yani hareketle ortay çıkan solunum sıkıntısı da eklenir. Örneğin hasta bir kat merdiven çıktığında nefes nefese, takatsiz kalır. Yine uzun süreli yatışa bağlı olarak kemiklerden de mineral kaybı olacağı için bu da osteoporoz yani kemik erimesine yol açabilecektir. Osteoporozun etkisi düşme ile oluşabilecek kemik kırıklarıdır ki özellikle kalça kırığı ileri yaşlarda son derece ciddi bir problemdir. Bu hastalarda kas güçlerini kaybettiklerinden düşmeye de yatkın olacaklarından bu yönden de rehabiltasyon çok önemli olmaktadır.
Birde 65 yaş üzerine uzun süredir uygulanan sokağa çıkma yasağı sonrası korona olmadığı halde evden çıkamayıp mecburen hareketini azaltan bir hasta grubu mevcut. Bu kişiler korona geçirenler kadar olmasada hareketsizlikden etkilenecektir. Yatan hastalar kadar olmasalarda kas güçlerinde ve dengelerinde az yada çok bir azalma olacaktır. Dolaysıya bu grup kişiler arasında var olan ve salgın öncesi zor yürüyen yaşlı kişilerin salgın süresinde uzun süre evde kalmaya bağlı olarak dışarı çıktıklarında yürümeleri ve dengeleri etkilenecektir.
Neyseki uzun süre yatmanın kas iskelet sisteminde yaptığı tahribatların tedavisi koronayı tedavi etmekden daha kolaydır. Tedavi çok yönlü bir rehabilitasyondur. Genelde bu tip hastalar haftada 3 gün 20 seanslık rehabitasyon programına alınırlar. Tedaviye başlamadan bu hastalara kardiyopulmoner egzersiz testi yapılıp egzersiz kapasitelerin belirleyerek buna göre bir program çizilir. Ayrıca denge kaybı olup olmadığı kontrol edilir. Eklem problemleri varsa egzersizi engelleyeceğinden programa başlamadan tedavi edilir. Hastalar ilk değerlendirmelerine göre güçlendirme, denge ve endurans dediğimiz dayanıklılığı sağlayıcı egzersiz programına alınırlar. Hastanın ilerleyen egzersiz kapasitesi ile egzersizlerin yoğunluğu da artırılır. Denge problemi olan hastalar özellikle bilgisayarlı denge cihazlarıyla çalıştırılır. Solunum problemi olan hastalar solunum rehabilitasyonuna alınır (bu konu makaleler bölümünde solunum rehabilitasyonu bölümünde başka bir yazıda anlatılmıştır). Bu tedaviler ile hastalarda genelde hızlı bir geri dönüş sağlanır. Hatta hastalık öncesinden daha iyi bir duruma gelebilir hastalar. Bu tedavilerin hepsi hastalıkdan ağır etkilenmiş orta ve genç yaş grubu hastalarda da uygunabilir.
Unutulmamalıdır ki hareketsizliğe sebep olan her hastalık (korona dahil) sonrasında mutlaka rehabilitasyon gerektirir. Aksi takdirde vücudun kas iskelet ve hatta sinir sisteminde yaptığı tahibat hastanın yürümesini ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilecek kalıcı hasarlara sebep olabilir. Hastalığı atlatmak bir başarıdır ama hastalıkdan öncesine dönülebilinirse bu daha büyük başarıdır.

Ayak Başparmağı Kireçlenmesi (Halluks Rijidus)
Halluks rijidus olarak adlandırılan rahatsızlık ayağın birinci tarak kemiği ile başparmağın ilk kemiği arasındaki eklemin artrozudur (halk arasındaki adıyla kireçlenmesi). Bu genetik zeminde olan bir tür kireçlenmedir. Bayanlarda daha sık görülür. Genelde kırklı yaşlardan sonra yavaş yavaş başlar.
Bu rahatsızlıkda temel şikayet eklemde ağrı ve sonraları eklem hareketinde kısıtlanmadır. Bu durum özellikle hastanın yürümesini etkiler. Uzun yürüyüşlerde, ilerleyen dönemde kısa yürüyüşlerde e ağrı olmaya başlar. Başlangıçta eklem hareketleri normaldir. Ama hastalık ilerledikçe hareketler de kısıtlanır. Bu hareket kısıtlanması yürümenin parmak ucu fazında ağrı oluşmasına sebep olur.

Tanı koyulması son derece kolay bir rahatsızlıktır. Muayene ve basit bir röntgen genelde yeterlidir. Tedavi konservatif ve cerrahi olarak ikiye ayrılır. Konservatif tedavilerde antiromatizmal ilaç ve kremler kullanılır Erken dönemde buz, kronik dönemde sıcak uygulama faydalı olabilir. Yine fizik tedavi de sıkça kullanılır. Ağrının şiddetli olduğu vakalarda genelde eklem arasına kortizon enjeksiyonları uygulanır. Genellikle bir yıl süren bir ağrı azalması elde edilir. Ağrı şiddetli değilse yada kortizondan sonra daha uzun bir iyilik hali istenirse o zaman PRP (trombositten zengin plazma) enjeksiyonu da uygulanabilir. Burada önemli olan enjekisyonun doğru şekilde yapılmasıdır. Eklem küçük ve kireçlenme dolayısıya dar olduğundan enjeksiyon yapmak tecrübe gerektirir. Utrason rehberliğinde enjeksiyon her zaman daha başarılıdır
Eğer konzervatif tedaviler başarılı olmazsa cerrahi tedavi gerekir. Değişik cerrahi yaklaşrımlar vardır. Cerrahi başarısı çok yüksek olmayıp sonasında semptomlar yeterince düzelmeyebilir yada bir süre sonra nüks edebilir. Bazı vakalarda cerrahi sonrası fizik tedavi uygulamak başarı şansını artırmaktadır.

Ayak başparmağının içe çarpılması, tıbbi adıyla halluks valgus sık karşılaşılan bir rahatsızlıkdır. Bu hastalıkda ayak başparmağı içe doğru çarpılmaya başlar ve giderek artar. Öyle ki 2. ve 3. Parmağın şeklini bozup ayakkabı giymeyi çok zor hale getirebilir. Hastalar ağrıdan ziyade şekil bozukluğu ve deformiteden yakınırlar.

 

 

 

 

 

Temelde genetik bir yatkınlık sonucu oluşan bir durumdur. Kırk`lı yaşlardan sonra başlar. Vakaların büyük çoğunluğu kadındır. Bu da hastalığın temelinin genetik olduğunu destekleyen bir bulgudur. Kadınların sivri uçlu ayakkabı giymeleride bu oranı artırıcı rol oynamaktadır. Genelde iki ayak birden etkilenir.
Haluks valgusu tanısı muayene ile konur. Bazen, özellikle eklem kireçlenme olduğu düşünüldüğünde röntgen filmi gerekebilir. Bu rahatsızlığın tedavisi iki aşamada incelenebilir. Hastalık iselim ama ilerleyici bir rahatsızlık olduğundan ilk tedaviler gidişatı yavaşlatamayı hedefleyen koruyucu tedavilerdir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Burada hastaya dar uçlu ayakkabılar giymemesi söylenir. Ayağın bir ve ikinci parmağı arasına slikon küçük bir destek verilir (slikon parmak arası makarası). Hasta bunu gündüzleri ayakkabı giyerken kullanır. Geceleri ise halluks valgus ateli denen basit bir cihaz kullanır. Bu atel tüm gece boyunca başparmağı dışarı çekecek şekilde dizayn edilmiştir. Hasta gündüz slikon parmak arası makarası, gece de halluks valgus atelini uzun süre kullanmalıdır. Eğer eklemde ağrı şikayeti ortaya çıkarsa antiromatizmal ilaçlar, kremler işe yarayabilir. Ağrı dirençli olursa fizik tedavi ve hatta başparmak eklemine kortizon, kıkırdak iğneleri (Na- hyalurinat) yada PRP ( trombositen zengin plazma) enjekisyonları uygulanabilir.
Yukarda sayılan konservatif önleyici tedaviler sonuç vermezse, hastanın parmak deformiteleri ayak konforunu ciddi boyutta engelliyorsa o zaman cerrahi tedavi gereklidir. Cerrahi tedavi başarısı yüksektir. Bazen cerrahi sonrası problem tekrar edebilmektedir. Gereken vakalarda cerrahi sonrası fizik tedavi de uygulanabilir.

İltahaplı romatizma çok sayıda hastalığı içeren bir ifadedir. Bu hastalıklar genellikle eklemleri ve komşu bağ dokusunu, nadiren de damarları ve iç organları tutan hastalıklardır. En sık rastlanan iki hastalık romatoid artrit (iltahaplı eklem romatizması) ve ankilozan spondilit (iltahaplı omurga romatizması)dir. Bunlar dışında psöriyatik artrit ve spondilit (sedef hastalığı romatizmaları), sjogren sendromu, diğer spondilitler, Behçet hastalığı, lupus eritematozus ve vaskulit vb hasalıklardır.
Romatolojik hastalıkların bir kısmında tanı koymak kolay olsa da bir kısmında çok zorlayıcı olabilir. Hastalıklar tipik bulguları ile ortaya çıktığı zaman tanı koymak için muayene, birkaç kan testi ve bazen de görüntüleme testleri yeterlidir. Ama maalesef bu grup hastalıkların az diyemiyeceğimiz bir kısmında bulgular başlangıçta çok silik olabilir. Bu tip durumlarda hastanın klinik bulguları hafif olur ve başlangıçta labaratuar ve görüntüleme testleri de bir şey vermeyebilir. Bu tip durumlarda bazı klinisyenler hastaya şüphelendikleri tanıyı koyup ilaç başlayabilmektedir. Aslında bu doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü romatizmal hastalıklar kişinin bağışıklık sistemindeki bir bozuklukdan kaynaklanır. Bu tip hastalarda hastaların bir kısmında silik olan bulgular gerileyip hasta tamamen normale dönebilmektedir. Bu yüzden romatizmal hastalıklrda kesin tanı için kriterler geliştirilmiştir. Hasta bu kriterleri sağlamıyorsa tanı konulmamalı ve ilaç başlanmamalıdır. Aksi takdirde hasta uzun süre ciddi yan etkileri olabilen ilaçları kullanmak zorunda kalabilir.
Bir de iltahaplı eklem romatizmalarıyla benzer bulgular verebilen normal romatizmlar (eklem kireçlenmeleri) yumuşak doku romatizmaları(fibromiyalji ) gibi durumların da ayırısı tanısı gereklidir. Keza iltahaplı omurga romatizmasında (ankilozan spondilit) da omurgadaki ağrılar bel fıtığı, dejeneratif disk hastalıkları ile benzer bulgular verir. MR ve röntgen incelemelerinde bazen karışan durumlarla karşılaşılması da çok olasıdır. Bu gibi durumlarda klinisyen hastayı iyi değerlendirmeli, ayırcı tanı için gerekli testleri gerekirse görüntüleme yöntemlerini de kullanmalıdır.
Sonuçta hastayı tanı koymadan birkaç hafta- ay yakından izleyerek klinik ve labratura bulgualrında değişim ile takip etmek hastayı çok uzun sürebilecek gereksiz ilaç tedavilerine maruz bırakmakdan çok daha akıllıca bir yaklaşımdır.

Diş Sıkma (bruksuzim) ve Çene Eklemi Bozuklukları
Çene eklemi yani temporamandibular eklem aslında vücudumuzun en çok çalışan eklemlerinden biridir. Yemek yerken, konuşurken devamlı aktifdir. Çene eklemini oynatan kaslar boyutlarına göre vücudumuzun en güçlü kaslarındandır. Bu kaslar sayesinde diğer gıdaları çiğnerken 90 kg’a kadar basınç uygulalabilir. Bu nedenle çene eklemine oldukça ağır yükler binebilir.
Çene eklemi yapısı diğer vücut eklemlerinden farklıdır. Hem kayarak hemde dönerek birleşik hareket yaparak hareket eder. Çene kemiğinin (mandibula ) ucu ile temporal kemikteki yuvasında iki kemik arasında bir kıkırdak disk vardır. Bu disk mandibula kemiği ile temporal kemik arasında durmalıdır. Hareket sırasında hareketi kolaylaştırır. Çene eklemi problemlerinin çoğunun temelinde bu diskin hareketlerine bozulma mevcuttur. Bozukluk ilerledikçe önce diskin yapsında sonra da eklemein yapısında kalıcı değişiklikler başlar.
Çene ekleminde bozukluk yaratabilecek çok sayıda problem vardır. Bunlarda en önemlisi ve en sık karşılaşılanı diş sıkmadır(gıcırdatma – bruksuzim). Bunu kötü alışkanlıklar izler. Dişleriyle tırnaklarını, kalemlerin arkalarını kemiren, şişe kapağı açan oldukça fazla sayıda insan vardır. Sert kabuklu meyveleri( fındık, ceviz) dişleriyle kırmak da bunlardan biridir. Daha az gördüğümüz sebepler ise bu eklemi tutabilen iltahaplı eklem romatizmalarıdır. Sonuçta tedavi edilmezse hepsi uzun vadede çene ekleminde fonksiyon kaybına yol açabilir.
Diş sıkma (bruksuzim) olduka sık karşılaşılan bir durumdur. Genelde aşırı stres, sıkıntı depresyon bunu tetiklyebilirse de bazen sebep olmayabilir. Yalnız yaşıyan insanlar bunu farketmeyebilir. Çiftlerde genelde eşinin geceleri dişlerini gıcırdattığını söylerler. Dişlerini çok sıkan hastalar sabahaları çene eklemi ağrısı ile bazen baş ağrısı ile kalkabilirler. Bu bazen öyle şiddetli olurki dişlerde kırılma, yüzeylerinde bozulmalar ortaya çıkar. Bazen bu durumu hastanın başvurduğu diş hekimleri tespit edebilir.
Bruksuzim yada başka sebepli çene eklemi problemlerinde ilk şikayet genelde yemek yerken çene ekleminden ses gelmesidir. Genelde tek taraflı olursada iki taraflı da olabilir. Başlangıçta ağrı olmayabilirse de sonraları ağrı da eklenir. Bir süre sonra ağız açıklığı azalmaya başlar. Hasta ağzını eskisi kadar açamadığını farkeder.
Çene kelemi problemlerinde tedavi sebepe yönelik olmalıdır. Öncelikle hastanın kötü ağız alışkanlıklarını bırakması gereklidir. Sert gıdalar tüketmemelidir. Diş sıkma mutlaka tedavi edilmelidir. Bunun için özellikle botoks enjeksiyonları son derece etkilidir. Hastanın çene kaslarına yapılan botoks enjeksiyonu sayesinde kaslar gevşer ve hasta çenesini sıkamaz. Bu enjeksiyonun 3-4 aylık periyodlarlarle tekrar edilmes gereklidir. Gerekli hastalarda dişlerin zarar görmesini engelleyen ağız plakları kullanılmalıdır. Ağız açıklığı azalmış, eklemde kontraktür dediğimiz eklem kısıtlanması gelişmiş hastalarda ekleme uygulanacak fizik tedavi, manuplasyon tedavileri ile genellikle ağızı açıklığı eski haline getirilebilir. Eklemde mekanik problemler çıkmış hasatalara ekleme yapılacak kıkırdak bazlı enejkisyonlar (Na-hyalurinat) ve PRP (trombositen zengin plazma) enjekisyonları çok faydalı olur.
Çene eklemi problemlerinin tedavisi zorlayıcı ve uzun olabilir. Konvansyonel yöntemler, botoks enjeksiyonları, manuplasyon, eklem içi enjeksiyonlar gibi yöntemlerle genelde sonuç alınırsa da hastaların doktora çok geç evrede gelmemesi tedavinin başarısı için son derece önemlidir.