Randevu:0216 449 09 41 
Fizik Tedavi ve Klinik Nörofizyoloji Uzmanı

admin

Lenfödem Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Lenfödem nedir?
Lenfödem hücreler arasında bulunan vücut sıvısını boşaltan lenf damarları sisteminde ortaya çıkan bir bozukluk sonucu kol ve bacaklarda görülen ilerleyici yumuşak doku şişmesidir. Bir çok sebebi olabilir. En sık meme ve genital kanser ameliyatlarında koltuk altı ve kasık lenf düğümlerinin alınması sonucu oluşur. Bazen lenf dokusuna yerleşen parazitlere bağlı oluşabilir. Nadiren böcek ısırmaları sonrası ortaya çıktığı da gözlenmiştir. Az bir grup hastada ise bir sebep tespit edilemez.

Lenfödem tedavisi nasıl yapılır?
Modern tıpta lenfödem hastalığında kabul edilmiş tek tedavi kompleks boşaltıcı tedavidir. Tedavi bu konuda eğitim almış lenfödem terapisti tarafından gerçekleştirilir. Bu yöntem lenf dolaşım sistemine uygulanan özel bir masajla yapılır. Her masaj sonrasında özel bir bandajlama ile hastanın kol yada bacağının tamamı sarılır (resim). Ayrıca hastaya lenfödem için özel egzersizler verilir. Hasta bu egzersizleri evde de yapar. Hastanın her gelişinde bu tedavi tekrarlanır ve etkilenen kol ve bacak yavaş yavaş incelir. Genelde vakanın ağırlığına göre 10-20 seanslık bir tedavi yeterli olur. Vaka yeniyse genelde kol veya bacak eski haline gelebilir. Vaka kronikleştikçe tedavinin başarı oranı düşer. Bu tip gecikmiş vakalarda etkilenen uzuv eski haline gelmesede en azından belirgin bir incelme elde edilir. Tedavi sonlandırıldığında hastanın kol yada bacağına göre tüm bacağı ve kolu içine alan özel bir baskı çorabı /giysisi yaptırılır. Hasta bunu gece uyku haricinde takmaya devam eder. Bu sayede tedavi ile düzelen hastanın lenfödeminin tekrarlamaması için önlem alınır. Bir süre sonra hasta bu baskı giysisini kullamayı bırakabilir.

Lenfödem tedavisinde beslenme etkili midir?
Lenfödem tedavisinde özel bir beslenme programı uygulanmaz. Ama kilo alma lenfödemi artıracağından hastaların dengeli beslenmesi önerilir. Kilolu hastaların diyet ile zayıflamaları lenfödem tedavisinin başarısını artırır.
Hacamat, lazer, kupa çekme tedavileri işe yarar mı?
Bu tedavilerin lenfödem tedavisinde etkisi olmayacağı gibi özellikle hacamat ve kupa çekme gibi tedavilerin ciddi zararları olabilir.

Menisküs Yırtıkları Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Menisküs Nedir?

Menisküs aslında diz eklemini oluşturan kemikler arasında yer alan hilal şeklinde kıkırdak yapılara verilen addır. İç (medikal menisküs) ve dış (letarela menisküs) olmak üzere iki tanedir. Görevleri diz kemiklerine gelen yükleri azaltıp eklem hareketini kolaylaştırmaktır. Menisküs terimi tek başına hastalığı ifade etmez. Yani “benim dizimde menisküs var” şeklinde bir ifade doğru değildir. Menisküs yırtığı, menisküs dejenerasyonu (eskimesi, incelmesi), menisküs kalsifikasyonu (sertleşmesi), diskoid menisküs (yapısal olarak daire şeklinde olması) gibi menisküs hastalıkları vardır.

Menisküs Yırtılması Nedir ?

Menisküs bir kıkırdak parçası olduğunda aşırı ani yüklerde (sportif aktivitelerde yada ani ters hareketlerde) veya direk travma etkisiyle yırtılabilir. Daha çok iç menisküs (medial menisküs) yırtılır. Bu yırtılma değişik şekillerde olabilir. Horizontal (yatay), veretikal (dikey), kompleks yırtıklar (kova sapı yırtığı vs) şeklinde olabilir. Bazen menisküs yırtıklarına ön çapraz bağ yırtığı da eşlik edebilir.

Menisküs Yırtığı Eski Haline gelebilir mi?

Yırtılan menisküsün kendi kendine kaynayıp tekrar eski haline gelme şansı yoktur. Daha çok genç sporcularda görülen ve dikilebilmeye imkan veren menisküslerde cerrahi tamir şansı vardır.

Menisküs Yırtığının Tedavisi Nasıl Yapılır?

Menisküs yırtığının tedavisi genellikle cerrahi gerektirmez. Özellikle profosyonel düzeyde spor yapmayan genç, orta ve ileri yaşlarda genellikle cerrahi tedavi önerilmez. Özellikle orta ve ileri yaşlarda diz kireçlenmesi ile beraber görülen menisküs yırtıklarında cerrahiden özellikle kaçınılmalıdır. Tek istisna menisküs yırtığı ara ara eklemde kilitlenmeye yol açacak düzeyde bir yırtıksa cerrahi gerektirebilir. Hasta genç ve sporcuysa, dikilemeye imkan veren bir yırtıksa cerrahi tamir yapılır. Yada sporcunun sportif aktivitelerini etkileyecek düzeyde rahatsız ediyorsa yırtık parça alınır. Yırtılan menisküsü almanın eklem açısından uzun vadede bir bedeli vardır. Bu da erken kireçlenmedir. Bu nedenle son dönemde cerrahi tedavi artık son seçenek olarak değerlendirilmektedir.

Menisküs Yırtığı Cerrahi Dışı Nasıl Tedavi Edilir ?

Yırtılan menisküs kendiliğinde kaynama şansı yoktur. Menüsküs yırtıklarında hastaya diz koruma programı verilir. Merdiven çıkma, çömelme vs gibi dizi zorlayan hareketlerden kaçınması söylenir. Dizi eklemini fazla oynatmadan çevre kasları kuvvetlendirecek egzersiz programları verilir. Dize on beş seanslı bir fizik tedavi işe yarayabilir. Dize yapılacak enjeksiyonlar da oldukça faydalıdır. Kıkırdak enjeksiyonları eklem yüzelerini kayganlaştırarak menisküslere binen yükü azaltır. Son dönemlerde PRP (trombositten zengin plazma) da menisküs yırtığına bağlı şikayetleri gidermede, özellikle eklemde kireçlenmenin de olduğu durumlarda oldukça etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

Menisküs Yırtığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Yapılan çalışmalarında şikayeti olmayan bir çok hastanın diz MR’larında menisküslerde yırtık tespit edilmiştir. Her menisküs yırtığı şikayete yol açmaz. Menisküs yırtığı alınan hastaların dizlerinde erken kireçlenme ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Yırtık menisküsün o haliyle bile eklemdeki kıkırdak yüzeyleri koruduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle diz kitlenmesine yol açmadığı sürece menisküs yırtıklarında cerrahi tedavi önerilmez. Yırtık menisküsün kitlenme yapmadığı sürece ekleme bir zararı yoktur.

Menisküs Yırtığı Olan Kişi Hangi Sporları Yapabilir ?

Aslında soruyu “menisküs yırtığı olan kişi hangi sporları yapamaz” şeklinde sorsak daha doğru sormuş oluruz. Sportif aktivitlerin düzenlenmesinde menisküsdeki yırtığın özelliği de önemlidir. Altın kural bir sporu yaparken yada yaptıktan sonra dizde ağrı şişlik olmuyorsa o sporun dizinize bir zararı yoktur. Bunu en iyi şekilde kişi deneyimleyerek kendi öğrenebilir. Sözgelimi eliptik bisiklet ve normal bisiklet bir çok menisküs yırtığı olan hastada şikayete yol açmaz. Ama tüm hastalarda yapmıyacağı anlamına gelmez. Burada aktivite süresi de önemlidir. 30 dakika bisiklet sorun yaratmayabilr ama iki saat sürerse şikayet yol açabilir. Bu yüzden sportif aktivitelerin süresi kademeli artırılmalıdır. Yüzme, yürüyüş, pilates gibi aktivitler sorun yaratmaz. Ama bu tip aktivitelerle menisküs yırtığına direk bir faydası da yoktur. Kilo azaltılması şeklinde dolayla yoldan fayda sağlayabilirler. Koşu yırtığın duruma göre zararlı olabilir yada olmayabilir. Bu konuda doktor tavsiyesine uymak gerekir. Dize direk yük bindiren skuat, çömelerek yapılan sportif aktiviteler yapılmamalıdır.

Menisküs Ameliyatı Sonrası Rehabilitasyon Gerekli midir ?

Menisküs yırtığı operasyonları sonrasında fizik tedavi ve rehabilitasyon mutlaka yapılmalıdır. Genelde 15-20 seans yeterli olsada kişi profosyonel düzeyde sporcu ise bu süre 3 aya kadar uzayabilir.

Kireçlenme kabaca eklem kıkırdağının ve devamında eklemi oluşturan kemiklerin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan, eklemde ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açan klinik rahatsızlıktır. Ortalama yaşam süresinin gelişen tıbbi olanaklarla artması sonucu son yıllarda daha sık karşılaşılan bir rahatsızlık olmuştur.

erkenyasKalça kireçlenmesi genellikle ileri yaş hastalığı (70 yaş sonrası) olmakla beraber bazen erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. Erken yaşta görülen kalça kireçlenmelerinin iki önemli sebebi vardır. İlki doğumsal kalça çıkıkları yada daha tıbbi ifadeyle gelişimsel kalça eklemi bozukluklarıdır. Ülkemizde son yıllarda erken tanının artması ile sıklığı azalmış olmakla beraber hala önemli bir ortopedik sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu vakalar bebeklikte tanı konursa duruma göre özel alçılama bazen cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Zamanında tanı konamamış yada tedavi edilmemiş vakalarda kalçanın anatomik yapısı bozuk olduğundan erken yaşta kireçlenme ortaya çıkmaktadır. Özellikle aktivitesi fazla kişilerde kireçlenme daha da erken ortaya çıkabilir. Bu durumda hastanın tedavisi için aktivite kısıtlaması, fizyoterapi ve kalçadan enjeksiyon tedavileri, eklem bozukluğunun fazla olduğu vakalarda cerrahi olarak eklem düzeltme operasyonları uygulanabilmektedir. Fizyoterapi mutlaka egzersizleri de içermelidir. Kalçada anatomik bozukluk hafifse enjeksiyonlar özellikle PRP enjeksiyonları işe yarayabilmektedir. Hastanın kendi kanındaki trombositlerin yoğunlaştırılarak hasta ekleme uygulandığı PRP enjeksiyonları bir ay arayla 3 kez uygulanmaktadır. Bu sayede kireçlenme yavaşlatılabilir. Bazen sürtünmeyi azaltıcı kıkırdak iğneleri yapılabilir. Kireçlenmenin fazla olduğu eklemlerde protez operasyonu gerekli olmaktadır. Burada hastaların protezini olabildiğince geciktirmek asıl hedef olmalıdır. Genç hastalarda daha uzun ömürlü olan seramik protez uygulanmalıdır. Bu seramik protezlerinde bir ömrü olduğundan ilerde revizyon operasyonu gerekebilmektedir. Bu nedenle operasyonu mümkün olduğunca geciktirmek asıl hedef olmalıdır. Bu durumda kortizon enjeksiyonları hastaya birkaç yıl kazandırabilir. Kalça enjeksiyonları mutlaka ultrason yada skopi rehberliğinde görüntüleme ile yapılmalıdır. Diğer erken kalça kireçlenme sebebi ise femoroasetabular sıkışma sendromudur. Bu rahatsızlık son 10 yıldır daha iyi tanınmış olup görünürde hiç sebep yokken ortaya çıkan erken kireçlenmelerden sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Bu rahatsızlıkda sorun kalça kemiği (femur topuzu) ile karşılık gelen eklem yuvası arasında doğuştan bir uyumsuzluk olmasıdır. Bazen femur başı eklem yuvası tarafından aşırılı örtülü olabilir (pincer sıkışma) yada femur başı yuvarlak değil kambur şekilli (cam sıkışma) olabilir(resim). Her iki durumda da özellikle aktif bireylerde eklemde anormal sürtünmeye bağlı kıkırdak hasarı ve erken kireçlenme ortaya çıkabilir. Femoroasetabular sıkışma sendromu olan hastalar genelikle başlarda aktivite sonrası hafif bir kasık ağrısından şikayet ederler. Sonraları bu ağrı giderek artar ve devamlı hal alır. Bu rahatsızlığın tanısı muayene ve açılı çekilen filmlerle konabilir. MR inceleme de kıkırdağın ve labrum dediğimiz kenar kıkırdağın durumunu göstermesi açısından gerekebilir. Bu hastalarda bulgular hafifse hastanın aktivitesin kısıtlama fizyoterapi, kıkırdak ve PRP enjeksiyonları işe yarayabilir. Sıkışmanın fazla olduğu olgularda hastanın artroskopik olarak kemik tıraşlama ve gerekli vakalarda kıkırdak tamiri operasyonu yapılmalıdır. Başarılı bir cerrahi ile hastanın semptomları büyük oranda geriletebilir ve radikal cerrahi (protez operasyonu) belirgin bir şekilde geciktirilebilir. Burada önemli olan tanının erken konmasıdır. Erken tanı ve doğru tedavi ile her iki durumda da son derece önemlidir. Bu sayede kireçlenme ilerlemeden erken müdahale ile hasta protez operasyonu gibi radikal cerrahi operasyonlardan korunabilir en kötü ihtimalle bu operasyon uzun süreli geciktirilebilir.

Kalça Eklemi Kireçlenmesi (koksartroz) Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

 

Kalça kireçlenmesi diğer adıyla kalça artrozu (koksartroz) göreceli sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Diz kireçlenmesine göre daha geç yaşlarda ortaya çıkar ve kadın erkek oranı benzedir. Genetik yatkınlık, kalça ekleminin gelişimsel bozuklukları (kalça çıkıkları), bacak kısalıkları, suboptimal (ideal olmayan) kalça eklem yapısı hastalığın etyolojisinde rol oynar.
Eğer kalça kireçlenmesi erken yaşta başlamışsa doğuştan yapısal bir kalça sorunu yada ideal olmayan kalça eklem yapısı buna sebep olmuş olabilir. Doğuştan kalça çıkıklarının şikayetleri belirgin olduğundan genelde atlanmaz. Ama kalça displazileri (hafif yapısal anormallik), ideal olmayan kalça yapısı (kalça eklemini yapan kemiklerin uyumsuzluğu) şikayetler ortaya çıkana kadar genelde bulgu vermez. Kalça kireçlenmesinin ilk bulgusu genelde kasık ağrısıdır. Bu ağrı uzun yürüyüşler gibi aşırı aktiviteler sırasında yada sonrasında ortaya çıkar. Kasık ağrısı nedeniyle hastalar genelde bunun kalça ekleminden gelebileceğini düşünmezler. Bazen gece ağrıları da olabilir. Kireçlenme ilerledikçe ağrı şiddetlenir yürümede aksamaya sebep olur ve bacağın ön yüzünden dize doğru yayılmaya başlar. Tanı maalesef genelde bu aşamada konur.
Kireçlenme tanısı için genel olarak muayene ve basit bir röntgen yeterli olur. Erken vakalarda MR tanıda yardımcı olabilir. Kalça kireçlenmesnin tanısında geç kalmamak tedavinin en önemli adımıdır. Çünkü kalça ekleminde kireçlenme ilerlediğinde kalçanın mekanik yapısı nedeni ile tedavi çok güçtür.
Kalça kireçlenmesinin tedavisi çok yönlü yapılmalıdır. Öncelikle hastanın aktivitesi azaltılmalıdır. Uzun yürüyüş gibi kalçaya yük bindiren aktivitelerden kaçınılmalıdır. Antiromatizmal ilaçlar kalça kireçlenmesinin seyrini değiştirmesede ağrıyı azaltarak hastanın konforunu artırırlar. Kalçaya enjeksiyon tedavileride sıkça kullanılmaktadır. Bunlar içinde kortizon enjeksiyonu ağrı şikayetinin daha ön planda olduğu yada kireçlenmenin ileri düzeyde olduğu vakalarda uygulanır. Halk arasında horoz ibiği olarak bilinen Na-hyalurinat enjeksiyonları daha hafif ve ağrının ön planda olmadığı vakalarda kullanılır. Hastanın kendi kanından hazırlanan trombosit süspansiyonunun hasta eklemine enjekte jekte edildiği PRP yöntemi de kalça kireçlenmesinde sıkça kullanılır. PRP kalça kireçlenmesinde daha seçilmiş bir hasta grubunda kullanılır. PRP için ideal hasta kalça kireçlenmesinin hafif veya orta düzeyde olduğu hastalardır. Ne kadar erken yapılırsa o kadar etkili olur. Enjeksiyon tedavilerinde önemli bir husus da enjeksiyonun mutlaka görüntülenme eşliğinde yapılmasıdır. Radyosyon içermemesi, fiyatının ekonomik oluşu ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle genel olarak ultrason görüntüleme tercih edilir. Kalçaya görüntüleme yardımı olmaksızın doğru bir enjeksiyon yapılması nerdeyse inkansızdır.
Hangi enjeksiyon yapılırsa yapılsın egzersiz ile desteklenmelidir. Kalça kireçlenmesinde sıklıkla yana salınarak ortaya çıkan topallama kireçlenmedeki ağrı nedeniyle kalça kaslarının kullanılmaması sonucu ortaya çıka kas zafiyetine bağlıdır. Basit bir ev programı ile bu engellenebilir. Daha ideali egzersizin kalça eklemini gevşeten fizik tedavi programı ile beraber fizyoterapi gözetiminde uygulanmasıdır. Burda önemli bir noktada kalça eklemi fizik tedavisinin doğru uygulanmasıdır. Kalça eklemi fizik tedavisi kasık bölgesinden yapılır. Fizik tedavi egzersiz ve mobilizasyon ile desteklenir ve kısıtlanmış olan eklem hareket açıklığı artırılmaya çalışılır.
Özetle kalça eklemi kireçlenmesinin tedavisinde erken tanı çok önemlidir. Kasık ağrısı erken tanı için önemli bir ipucudur. Tanı koyulduktan sonra hafif ve ağrının şiddetli olmadığı vakalarda PRP enjeksiyonu, ağrılı vakalarda kortizon enjeksiyonu uygun bir seçenektir. Yine kıkırdka iğneleri de ağrının şiddetli olmadığı vakalarda kullanılabilir. Enjekisyon tedavisi sonrasında fizyoterapi ve egzersizler ile kalça eklem hareket açıklığı artırılır ve kasları kuvvetlendirilir. Bu tedavilerin etkili olmadığı yada ağır gecikmiş vakalarda kalça protezi tek seçenektir. Kalça protezi ameliyatı sonrasında mutlaka yinedestkleyici fizik tedavi rehabilitasyon uygulanmalıdır.

Kalça Eklemi Kireçlenmesi (koksartroz) Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Kalça Eklemi Kireçlenmesi (koksartroz) Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Kalça kireçlenmesi özetle nedir?

Kalça eklemi femur dediğimiz kemiğin baş kısmı ile kalça kemiği arasındaki soket tipi eklemdir. Yapısı itibarı ile her yöne hareket edebilir. Biyomekanik olarak femur kemiğinin baş kısmına son derece ağır biyomekanik yüklerin bindiği bir eklemdir. Kalça eklemi kireçlenmesi büyük eklemler arasında diz kireçlenmesinden sonra en sık görülendir. Genelde bir ileri yaş hastalığı olsada erken yaşlarda da görülebilir.

Kireçlenme temel olarak eklemi oluşturan kemik yüzeylerindeki kıkırdakta yıpranma ile başlar. Önce kıkırdağın yapısı bozulur ve incelir. Kıkırdağın yük taşıma kapasitesi azalınca alttaki kemiklere gelen yükler çok artar. Bu kemikler artan bu yüke yeni kemik oluşturarak cevap verirler. Bu oluşan kemikleri ostofit denirki bu hastalığa keireçlenme ismi bu yeni kemik oluşumu nedeniyle verilmiştir. İlerleyen zamanda eklem yapısı iyice bozulur. Bunun klinik yansıması eklemde ağrı ve hareket kısıtlanmasıdır. Şikayet ilerledikçe bu şikayetleri yürüme zorluğu ve yürümede aksama izler.

Kalça kireçlenmesinin temel sebebi ekleme biyomekanik olarak anormal yükler gelmesidir. Bu nedenle gelişimsel (doğumsal) olarak kalça ekleminin yapısının bozuk yada ideal şekilde olmaması (doğumsal kalça çıkığı, kalça sıkışma sendromu-femoraaseetabular inpigment) kalça eklemine şu yada bu şekilde uzun süre aşırı yük binmesi (ör, bacak kısalığı), travmalar gibi sebepler ile kalça ekleminde bir  bozulma başlayabilir. Bazen ise direk olarak eklemi etkileyen iltahaplı romatizmalar( romatoid artrit, ankilozan spondilit, psoriyatik artrit vb) eklemde artrite ve devamında kireçlenmeye sebep olabilirler. Femur kemiğini tutan bazı hastalıklarda (aseptik nekroz, perthes) devamında kalça kireçlenmesi yapabilir. Bazı vakalarda ise herhangi bir sebep bulunamayabilir.

Kalça Kireçlenmesine Hangi Branş Doktoru Bakar ?

Kalça kireçlenmesi tedavisi ile temelde iki branş ilgilenir. Fizik tedavi ve ortopedi. Fizik tedavi hastalığın her aşamasında her tür tedavide etkindir. Ortopedi branşı hastalığın cerrahi tedavisi ile ilgilenir. Hastalar cerrahi kararını alırken hem  fizik tedavi hem de ortopedi doktorlarının fikirlerini almalıdır. Gereksiz yada erken bir ameliyat riskleri de beraberinde getirir. Her ne kadar bazı ortopedistler ameliyat sonrası fizik tedavi önermesede fizik tedavi mutlak suretle gereklidir.

Kalça kireçlenmesi tedavileri; ilaçlar, fizik tedavi, enjeksiyon (iğne) tedavileri, egzersiz

Kalça kireçlenmesinin tedavisi çok yönlü olarak yapılmalıdır. Bu rahatsızlıkda hastayı doktora getiren ilk şikayet ağrıdır. Düşünülenin aksine ağı kalça- popo kısmında olmayıp kasık bölgesinde hissedilir ve dize doğru yayılabilir. Bu nedenle bazen tanı gecikmeleri olabilmektedir.Tanı koymak kolay olsada tedavi kolay değildir. Hastanın erken yakalanması önemlidir. Bazen hastalar eklemdeki problemle orantısız olarak çok hafif ağrıdan yakınabilirler. Hastalığın erken tespit edilmesi tedaviye çok büyük katkı sağlar. Hastanın öncelikle ağrısının azlatılması gereklidir. Bunun için nonsteroid dediğimiz antiromatizmal ilaçlar verilir. Bu ilaçların olası yan etkilerinden dolayı mümkün olan en az doz verilmelidir. Fizik tedavi yöntemleri kalça kireçlenmesinin ileri aşamaları hariç belirgin faydalıdır. Tedavi kasık bölgesinden yapılmalıdır. Kalçanın arka bölümünden yapılan fizik tedavi etkisiz olacaktır. Kalça kireçlenmesinde ekleme PRP (trombositten zengi plazma; Kıkırak ve koritozn enjeksiyonları da uygulanabilir. Hafif ve orta vakalar kalça eklemine PRP (trombositten zengin plazma) enjeksiyonundan fayda görürler. Enjeksiyonlar ayda bir üç kez tekrarlanır. Orta ve ağır vakalarda kalça ekleminden kortizon ve kıkırdak iğneleri ( Na hyalurinat) işe yarar. Bu enjeksiyonların etkili olması için mutlaka ultrason görüntüleme yardımı ile yapılmalıdır (Fotograf). El yordamı ile kalça eklemine iğne yapmak neredeyse imkansızdır.  Bu iğnelerinde belli aralarla tekrarlanması gerekir.

Bu tip girişimler kalça eklemi kireçlenmesi için tek başına yeterli değildir. Hastanın kalça eklemini koruması için yürümek, koşmak gibi aktiviteleri kısıtlanmalıdır. Bunun yerine kalça eklemine yük vermeyen yüzme önerilir. Ağrıdan dolayı kaslarını kullanamayan hastada kalça kasları zayıflar ve aksayarak yürüme gelişebilir. Böyle bir sonuçla karşılaşılmaması için mutlaka kas kuvvetlendirme egzersizleri verilir. Kalça kireçlenmesi ilerleme meyli yüksek bir rahatsızlıktır. Bu nedenle yapılan tüm tedavilere rağmen hastalığı durdurmak mümkün olmayıp sadece seyri yavaşlatılabilir. İlerlemiş vakalarda cerrahi tek seçenektir. Protez ameliyatları genel olarak son derece başarılıdır.Protez sonra mutlaka fizik tedavi uygulanmalıdır.

İleri Derecede Kalça Kireçlenmesi ve Ameliyat

Kalça kireçlenmesi ilerlediğinde protez operasyonu kaçınılmaz hale gelir. Burada en önemli faktör hastanın yaşıdır. Genelde bu ameliyat 65 yaşın altında önerilmemektedir. Bununla beraber doğuştan kalça çıkığı yada başka kalça rahatsızlıkları (avasküler nekroz, romatoid artirti vs) sebebiyle kalça kireçlenmesi çok erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Burada önemli olan hastaya süre kazandırmaktır. Kalça kireçlenmesi bölümünde  anlatılan kortizon, kıkırdak, PRP enjekisyonları ve fizik tedavi az yada çok işe yarayacaktır.  Bu yöntemlerle kazanılan bir yıl bile genç yaşlardaki hastalar için bu son derece önemlidir. Çünkü hasta protezle bir yıl daha az zaman geçirecektir. Protezlerin bir ömrü olduğundan genç yaşlarda ne kadar geç yapılırsa hasta için o kadar iyidir. Bir sonraki revizyon protezi de o oranda gecikmiş olur. Genç yaşlarda daha uzun ömürlü olan seramik protez kullanılır. İleri yaşlarda eğer endikasyon varsa protez operasyonunu bekletmek doğru bir yaklaşım değildir. Kalçada kireçlenme çok aşırı ilerlediğinde oluşacak eklem kısıtlılıkları ve mekanik bozukluklar ameliyatın başarısını düşürecektir. Cerrahide önemli olan iyi bir rotez materyali kullanılması, iyi bir ameliyat ve sonrasında iyi bir fizik tedavi uygulanmasıdır. Bu sayede hasta operasyon sonrası uzun yıllar rahat edebilecektir.

Şu günlerde korona virüs (Covid 19) salgını ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına olmuş durumda. Bir süre daha etkili olmaya devam edeceği kesin. Ülkemiz ve dünya bu salgını en kısa zamanda, en az hasarla atlatmasını diliyorum.
Korona virüs enfeksiyonu bazı kişilerde şikayet olmadan asemptomatik şekilde atlatılırken bazı kişilerde hafif-orta düzeyde şikayetlere sebep olmakta, az bir kısmında ise ağır pnömoni(zatürre) tablosuna sebep olmaktadır. Hastalık ileri yaşları daha ağır şekilde etkilimekte özellikle ek kalp damar yada akciğer hastalığı olanalarda daha ölümcül seyretmektedir. Maalesef kronik akciğer hastalıkları toplummuzda sıkça karşılaşılan hastalıklar olup sigara içme oranımız da yüksektir. KOAH yani kronik obstruktif akciğer hastalığı halk dilindeki adıyla “kronik bronşit”, “müzmin bronşit” akciğerlerdeki bronş yollarının daralmasına bağlı olarak soluk alıp verme sırasında hava akımının geçişinin azalmasına yol açan kronik bir hastalıktır. KOAH ölüm nedenleri arasında ilk sıralardadır. Sigara KOAH nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kistik fibroz, astım ve anfizem gibi akciğer rahatsızlıkları da ilerde KOAH hastalığı olarak karşımıza çıkabilir. Kronik akciğer hastalıklarının temel şikayeti bronşların tıkanması sonucu ortaya çıkan efor dispnesidir. Yani hastanın hareket etmesi (yürüme, merdiven çıkma, spor) ile solunum sıkıntısı ortaya çıkar. Bunun sebebi akciğerlerden kana geçen oksijen miktarının yetersiz olması sonucu dokuların eforla artan oksijen ihtiyacanının karşılanamaması sonucu oluşan oksijen açlığıdır. Hasta bunu basit hareketlerle çok çabuk yorulma şeklinde hisseder. Bu başta hafif ve yalnızca merdiven çıkma gibi efor gerektiren hareketlerde ortaya çıkarken sonrasında yürüme gibi en basit hareketlerde bile oluşur. Bu hastalarda bazen hastaneye yatmalarını gerektiren sık akciğer enfeksiyonları da görülür. Bu enfeksiyonlar hastalığı daha da kronikleştirir.


Korona virüs temel olarak akciğerlerde pnömoni (zatürreye) sebep olmakda ve kana oksijen geçişini çok ciddi şekilde engellemektedir. Eğer hastanın öncesinde KOAH gibi bir akciğer rahatsızlığı varsa hasta akut solunum yetmezliği tablosuna girmektedir. Bu da yoğun bakım ve solunum cihazı desteği gerektirmekde ve ölümcül olabilmektedir. Koronavirus pnömonisini ağır geçiren hastalarda akciğerlerde sekel dediğimiz bir takım kalıcı hasralara da yol açabilmektedir. Bu hasarların ilerde kronik solunum problemlerine sebep olması muhtemeldir.
KOAH bir kez geliştiğinde sürekli ilaç kullanılsa bile etkileri sınırlı kalmaktadır. Son on yıldır bu hastalara ilaç dışı tedaviler uygulanmaktadır. Bu tedaviler gene olarak solunum rehabilitasyonu (pulmoner rehabiltayson) olarak adlandırılır. Pulmoner rehabilitasyon kronik akciğer hastalığı olan kişilerde fonksiyonel kapasiteyi en üst düzeye çıkarmak için uygulanan ilaç dışı tedavilerin tamamını içerir. Bu tedavinin amacı hava yolunun kronik kısıtlanması sonucu oluşan solunum sıkıntısı ve kronik güçsüzlüğü, yorgunluğu düzeltmektir. Bunun içinde akciğer kapasitesinin ve vücut kaslarının kuvvet ve dayanıklılığının artırılması gereklidir.
Sıklıkla kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olanlar pulmoner rehabilitasyon programına alınmakla birlikte diğer sık görülen astım, kistik fibrozis, bronşektazi ve diğer bir çok kronik akciğer hastalığı olanlar da bu programa alınabilir.
Solunum Rehabilitasyonu Nasıl yapılır?
Göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilen ve pulmoner rehabilitasyon gerekli görülen hastaya başlangıçta solunum fonksiyon testi ve kardiyopulmoner egzersiz testi yapılır. Hastaya solunum fizyoterapisti tarafından çeşitli fiziksel terapi yöntemleri uygulanır ve hastaya bazı solunum teknikleri öğretilir. Bunlara ek olarak hastanın egzersiz testinde belirlenen düzeyine göre solunum kas gücünü ve genel vücut kondüsyonunu artıran egzersiz programı verilir. Hastalar bu programa genel olarak haftada 3 gün 15-30 seans kadar devam ettirilir. Her klinikde olmasa da VEST gibi( yüksek frekanslı titreşim ve basınç uygulayan bir cihaz-resim) yardımcı cihazlarla da bronşları tıkayan sekresyonlar boşaltılır. Hasta egzersize alındığında özel sistemlerle hastanın kalp ritmi, kan oksijen düzeyi ve tansiyon gibi yaşamsal verilerini kontrol edilir.
Pulmoner rehabilitasyon yöntemleri ve VEST gibi yeni geliştirilen cihazlar ile KOAH ve diğer kronik akciğer hastalarında akciğer kapasitesi belirgin şekilde artırılabilmekte ve buna bağlı olarak hastanın hareketle ortaya çıkan solunum zorluğu (efor dispnesi) şikayetinde belirgin düzelme olmaktadır. Yine hastalarda enfeksiyon ve hastaneye yatış sıklığı belirgin azalmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak da hastaların yaşam kalitesi artmakda bağımlıklıkları azalmaktadır. Bu tedavilerin daha etkili olabilmesi için KOAH hastalığının ilerlemiş safhalarında değil erken safhalarında başvurulması gereklidir.
Koronavirus yakın gelecekte herkes için ve özellikle de KOAH hastaları için tehdit olmaya devam edecek gibi görülmektedir. Bu nedenle kronik akciğer rahatsızlığı olan, özellikle de solunum sıkıntısı olan hastaların daha hazırlıklı olması anlamında solunum rehabilitaysonu son derece önemli olmaktadır. Bu sayede olası korona enfeksiyonunun yıkıcı etkileri azaltılabilecektir. Yine korona enfeksiyonunu ağır atlatmış kişlerde oluşmuş olan akciğer hasarının ilerde yaratabileceği kronik problemleri en başından engellemek içinde solunum rehabilitasyonu son derece önemli olmaktadır.

Korona virüs salgını bu dönemde hem dünyada hem ülkemizde yoğun bir şekilde devam ediyor maalesef. Bu hastalıkdan çok fazla sayıda insan etkilendi. Güçlü sağlık sistemimiz sayesinde bu salgını en az hasarla atlatacağımızı umuyorum.

Korona virüsün etkilediği hastaların bir kısmı özellikle gençler (30 yaş altı) ve çocuklar hastalığı kolayca atlatabilmekte, hatta bazen hiç şikayetleri olmamaktadır. Dolayısıyla bu hastalarda iyileşme sonrası genel sağlık problemi de görülmemektedir. Bununla beraber hastalığı ağır geçirenlerde özellikle yoğun bakıma yatmış ileri yaşlı hastalarda hastalık sonrası ciddi problemler ortaya çıkabilmektedir. Bunların en önemlisi uzun süre yatmaya bağlı kas iskelet sisteminde olan bozulmalardır. İnsan vücudu harekete göre programlanmıştır. Uzun süre hareketsizliğin en önemli etkisi kas ve kemikler üzerinedir. Bir insanın bir aylık tam yatak istirahati kas kitlesinin yüzde 30’unun kaybına denk gelir. Bu şu anlama gelir; korona öncesi normal bir şekilde yardımsız yürüyen yaşlı bir hasta hastaneden çıktığında yardımla yada bastonla yürür hale gelebilir. Diğer taraftan korona öncesi zorlukla yada bastonla yürüyen hasta ise hastalığı atlatsa bile sonrasında yürüyemez hale gelebilir. Bunda yatışa bağlı kas gücü etkili olsada yine bu yaşlarda zaten olabilen hafif denge kaybının ağırlaşması da etkili olur. Yani yatmak sadece kas gücünü azaltmaz yaşlı hastada denge kaybına da sebep olur. Bunlara birde akciğerlerde oluşan tahribatı eklediğiniz zaman olaya efor dispnesi de yani hareketle ortay çıkan solunum sıkıntısı da eklenir. Örneğin hasta bir kat merdiven çıktığında nefes nefese, takatsiz kalır. Yine uzun süreli yatışa bağlı olarak kemiklerden de mineral kaybı olacağı için bu da osteoporoz yani kemik erimesine yol açabilecektir. Osteoporozun etkisi düşme ile oluşabilecek kemik kırıklarıdır ki özellikle kalça kırığı ileri yaşlarda son derece ciddi bir problemdir. Bu hastalarda kas güçlerini kaybettiklerinden düşmeye de yatkın olacaklarından bu yönden de rehabiltasyon çok önemli olmaktadır.
Birde 65 yaş üzerine uzun süredir uygulanan sokağa çıkma yasağı sonrası korona olmadığı halde evden çıkamayıp mecburen hareketini azaltan bir hasta grubu mevcut. Bu kişiler korona geçirenler kadar olmasada hareketsizlikden etkilenecektir. Yatan hastalar kadar olmasalarda kas güçlerinde ve dengelerinde az yada çok bir azalma olacaktır. Dolaysıya bu grup kişiler arasında var olan ve salgın öncesi zor yürüyen yaşlı kişilerin salgın süresinde uzun süre evde kalmaya bağlı olarak dışarı çıktıklarında yürümeleri ve dengeleri etkilenecektir.
Neyseki uzun süre yatmanın kas iskelet sisteminde yaptığı tahribatların tedavisi koronayı tedavi etmekden daha kolaydır. Tedavi çok yönlü bir rehabilitasyondur. Genelde bu tip hastalar haftada 3 gün 20 seanslık rehabitasyon programına alınırlar. Tedaviye başlamadan bu hastalara kardiyopulmoner egzersiz testi yapılıp egzersiz kapasitelerin belirleyerek buna göre bir program çizilir. Ayrıca denge kaybı olup olmadığı kontrol edilir. Eklem problemleri varsa egzersizi engelleyeceğinden programa başlamadan tedavi edilir. Hastalar ilk değerlendirmelerine göre güçlendirme, denge ve endurans dediğimiz dayanıklılığı sağlayıcı egzersiz programına alınırlar. Hastanın ilerleyen egzersiz kapasitesi ile egzersizlerin yoğunluğu da artırılır. Denge problemi olan hastalar özellikle bilgisayarlı denge cihazlarıyla çalıştırılır. Solunum problemi olan hastalar solunum rehabilitasyonuna alınır (bu konu makaleler bölümünde solunum rehabilitasyonu bölümünde başka bir yazıda anlatılmıştır). Bu tedaviler ile hastalarda genelde hızlı bir geri dönüş sağlanır. Hatta hastalık öncesinden daha iyi bir duruma gelebilir hastalar. Bu tedavilerin hepsi hastalıkdan ağır etkilenmiş orta ve genç yaş grubu hastalarda da uygunabilir.
Unutulmamalıdır ki hareketsizliğe sebep olan her hastalık (korona dahil) sonrasında mutlaka rehabilitasyon gerektirir. Aksi takdirde vücudun kas iskelet ve hatta sinir sisteminde yaptığı tahibat hastanın yürümesini ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilecek kalıcı hasarlara sebep olabilir. Hastalığı atlatmak bir başarıdır ama hastalıkdan öncesine dönülebilinirse bu daha büyük başarıdır.

Ayak Başparmağı Kireçlenmesi (Halluks Rijidus)
Halluks rijidus olarak adlandırılan rahatsızlık ayağın birinci tarak kemiği ile başparmağın ilk kemiği arasındaki eklemin artrozudur (halk arasındaki adıyla kireçlenmesi). Bu genetik zeminde olan bir tür kireçlenmedir. Bayanlarda daha sık görülür. Genelde kırklı yaşlardan sonra yavaş yavaş başlar.
Bu rahatsızlıkda temel şikayet eklemde ağrı ve sonraları eklem hareketinde kısıtlanmadır. Bu durum özellikle hastanın yürümesini etkiler. Uzun yürüyüşlerde, ilerleyen dönemde kısa yürüyüşlerde e ağrı olmaya başlar. Başlangıçta eklem hareketleri normaldir. Ama hastalık ilerledikçe hareketler de kısıtlanır. Bu hareket kısıtlanması yürümenin parmak ucu fazında ağrı oluşmasına sebep olur.

Tanı koyulması son derece kolay bir rahatsızlıktır. Muayene ve basit bir röntgen genelde yeterlidir. Tedavi konservatif ve cerrahi olarak ikiye ayrılır. Konservatif tedavilerde antiromatizmal ilaç ve kremler kullanılır Erken dönemde buz, kronik dönemde sıcak uygulama faydalı olabilir. Yine fizik tedavi de sıkça kullanılır. Ağrının şiddetli olduğu vakalarda genelde eklem arasına kortizon enjeksiyonları uygulanır. Genellikle bir yıl süren bir ağrı azalması elde edilir. Ağrı şiddetli değilse yada kortizondan sonra daha uzun bir iyilik hali istenirse o zaman PRP (trombositten zengin plazma) enjeksiyonu da uygulanabilir. Burada önemli olan enjekisyonun doğru şekilde yapılmasıdır. Eklem küçük ve kireçlenme dolayısıya dar olduğundan enjeksiyon yapmak tecrübe gerektirir. Utrason rehberliğinde enjeksiyon her zaman daha başarılıdır
Eğer konzervatif tedaviler başarılı olmazsa cerrahi tedavi gerekir. Değişik cerrahi yaklaşrımlar vardır. Cerrahi başarısı çok yüksek olmayıp sonasında semptomlar yeterince düzelmeyebilir yada bir süre sonra nüks edebilir. Bazı vakalarda cerrahi sonrası fizik tedavi uygulamak başarı şansını artırmaktadır.

Ayak başparmağının içe çarpılması, tıbbi adıyla halluks valgus sık karşılaşılan bir rahatsızlıkdır. Bu hastalıkda ayak başparmağı içe doğru çarpılmaya başlar ve giderek artar. Öyle ki 2. ve 3. Parmağın şeklini bozup ayakkabı giymeyi çok zor hale getirebilir. Hastalar ağrıdan ziyade şekil bozukluğu ve deformiteden yakınırlar.

 

 

 

 

 

Temelde genetik bir yatkınlık sonucu oluşan bir durumdur. Kırk`lı yaşlardan sonra başlar. Vakaların büyük çoğunluğu kadındır. Bu da hastalığın temelinin genetik olduğunu destekleyen bir bulgudur. Kadınların sivri uçlu ayakkabı giymeleride bu oranı artırıcı rol oynamaktadır. Genelde iki ayak birden etkilenir.
Haluks valgusu tanısı muayene ile konur. Bazen, özellikle eklem kireçlenme olduğu düşünüldüğünde röntgen filmi gerekebilir. Bu rahatsızlığın tedavisi iki aşamada incelenebilir. Hastalık iselim ama ilerleyici bir rahatsızlık olduğundan ilk tedaviler gidişatı yavaşlatamayı hedefleyen koruyucu tedavilerdir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Burada hastaya dar uçlu ayakkabılar giymemesi söylenir. Ayağın bir ve ikinci parmağı arasına slikon küçük bir destek verilir (slikon parmak arası makarası). Hasta bunu gündüzleri ayakkabı giyerken kullanır. Geceleri ise halluks valgus ateli denen basit bir cihaz kullanır. Bu atel tüm gece boyunca başparmağı dışarı çekecek şekilde dizayn edilmiştir. Hasta gündüz slikon parmak arası makarası, gece de halluks valgus atelini uzun süre kullanmalıdır. Eğer eklemde ağrı şikayeti ortaya çıkarsa antiromatizmal ilaçlar, kremler işe yarayabilir. Ağrı dirençli olursa fizik tedavi ve hatta başparmak eklemine kortizon, kıkırdak iğneleri (Na- hyalurinat) yada PRP ( trombositen zengin plazma) enjekisyonları uygulanabilir.
Yukarda sayılan konservatif önleyici tedaviler sonuç vermezse, hastanın parmak deformiteleri ayak konforunu ciddi boyutta engelliyorsa o zaman cerrahi tedavi gereklidir. Cerrahi tedavi başarısı yüksektir. Bazen cerrahi sonrası problem tekrar edebilmektedir. Gereken vakalarda cerrahi sonrası fizik tedavi de uygulanabilir.